HaberlerTarım ve Toplum

Diyalektik ile Başlamak…

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

Değerli Hocam Prof. Dr. Aydın Evren’in Anısına

Bilime ve bilim insanı kimliğine değerli katkıları ve hatıralarıyla önümüzü aydınlatmaya, içimizi ısıtmaya devam eden Histoloji ve Embriyoloji  hocamız Prof. Dr. Aydın Evren, öğrencilerine “diyalektik nedir?” sorusunu yönelterek ilk dersine başlardı.

1980’lerin sonlarıydı: 1985’ten sonra gelişen toplumsal yeniden uyanış üniversiteli gençlik arasında da etkilerini göstermiş, ders kitapları dışında toplumsal içerikli dergi, kitap okumaları da artmıştı. G. Politzer’in Felsefenin Başlangıç ve Temel İlkeleri adlı eserleri de bu dönemin popüler kitapları arasındaydı. Politzer’i okuyan ve bir parça medeni cesareti olan arkadaşlarımız Aydın  Hoca’nın “diyalektik nedir?” sorusuna cevap vermeye çalışırlardı. Sınıfın çoğunluğu, “diyalektik de neymiş” meramıyla, şaşkınlık ve sessizlikle hoca ile bir kısım arkadaşları arasında yaşanan diyaloğu izlerdi. Öğrenciler, dersin sonunda, diyalektiğin, “gerçeği araştırma ve incelemede”  bir  yöntem olduğunu; bu yönteme göre “her şeyin sürekli bir devinim (hareket) ve değişim içinde bulunduğu, bütün olguların, sözkonusu olguyu oluşturan zıtlıkların birliği ve onların içsel çelişki ve çatışmaları temelinde ele alınması gerektiğini” öğreten bir felsefi disiplin olduğunu duymuş oluyorlardı.

Duyma ile kavramanın aynı şeyler olmadığını, kavramak için daha fazlasını bilmek ve üzerine kafa yormak gerektiğini öğrencilerin sorularından da anlamak mümkündü: “İyi, güzel de,  felsefeyle, diyalektikle mesleğimizin, bizim  ne işimiz  olabilir”;  “hem neydi o öyle: ‘Zıtların çatışmalı birliği’: Madem zıtlar, madem çatışıyorlar neden birlikteler?”

Arkadaşlarımızdan kaçının ilk kez bir hocalarından işittikleri “diyalektik” üzerine inceleme yaptıklarını, onu öğrenmek ve yaşamlarında kullanmak için çaba sarfettiklerini bilemiyorum. Muhtemelen büyük bir çoğunluğu kısa zamanda unuttu gitti. Ve yine muhtemelen bu ilk ders, az sayıda arkadaşımız için diyalektikle/materyalizmle haşır neşir olmak, onu özümsemek ve hayatın her alanında kullanmak için bir başlangıç oldu.

Şeyler (doğa, toplum ve düşünceler) sabit/değişmez gibi görünürken gerçekte sürekli bir değişim gösterirler. Peki, şeylerin nasıl, ne zaman ve hangi istikamette değiştiğini nasıl bilebiliriz? Diyalektik bize bunu anlama imkanı sunar. “Diyalektiğin Dansı” (Yordam Kitap, 2011) adlı eserinde B. Ollman, diyalektiğin temel konusu “değişimdir, her türlü değişimdir ve aynı zamanda etkileşimdir; her tür ve her derecedeki etkileşimdir” der.

Değişim ve etkileşimin anlaşılabilmesi için “soyutlamaya” ihtiyaç vardır. Bu soyutlama işinde genellikle kafalar çok karışır. Aslında Latince karşılığı anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır: “Çekip almak”. Bir bütünden bir parçayı incelemek için çekip almak. İnsanın “gerçek somutu” (gördüğümüz ve içinde yaşadığımız dünya) bir bütün olarak ve hareket halinde kavrama yetisi sınırlıdır. Daha doğru bir ifadeyle insanın böylesi bir yetisi yoktur. “Gerçek somuttan” başlanarak “ussal somuta” yani gerçeğin kavranmasına ulaşmak ancak bütünü ussal parçalara ayırıp (yani soyutlayıp) inceleyerek, soyutlanıp analiz edilen parçaların ise yeniden usta  birleştirilip somutlaştırılmasıyla mümkün olabilmektedir. Kısacası, “anlamaya  giden aydınlık yol gerçek somuttan geçer, soyutlama süreci vasıtasıyla düşüncedeki somuta ulaşır” (Olman, B., agk, s.47).

“Gerçek somutu” karşılıklı bağlantılarının incelemesi ve kavranması olarak da ele alan diyalektik, gerçeği, ortaya çıkış ve gelişimi (tarihsel yönü) ile gelecekte ortaya çıkabilecek ilişkilerinden bağımsız ele almaz. Bu bağlamda, gerçeğin tarihsel-somut kavranışı sadece gerçeğin tam, etkin ve canlı bir kavranışını sunmakla kalmaz aynı zamanda sağlam öngörüler oluşturmaya da imkan verir. Dolayısıyla, diyalektik insana sadece gerçeği anlamayı ve yorumlamayı değil, hareket ve değişim yönünde aktif ve müdahil olmayı da öğretir.

“Tarım ve Toplum” başlığı altında yer alacak olan köşe yazılarımızda diyalektik materyalizmin özgünlüğümüze odaklanmış ürünlerini açığa çıkarmaya ve sizlerle paylaşmaya gayret edeceğiz. Katkılarınızla bu zorlu görevin  altından kalkacağımızı umut ediyoruz.

Sevgi, umut ve dayanışmayla…

Prof. Dr. Aydın Evren kimdir?
Prof. Dr. Aydın Evren 1930 yılında Kırşehir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini aynı ilde tamamladıktan sonra lise eğitimi için Ankara’ya yerleşti. 1956 yılında Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi’nden mezun oldu. Askerlik görevini tamamladıktan sonra, iki yıl Ankara Et Balık Kurumu’nda veteriner hekim olarak çalıştı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsü’ne asistan oldu ve 1965 yılında doktorasını tamamladı.
Aynı yıl Fransız hükümetinin verdiği 2 yıllık bir burstan yararlanarak Toulouse, Besançon ve Clermont-Ferrand Üniversiteleri’nde deneysel embriyoloji, hücre ve organ kültürleri üzerine doktora sonrası çalışmalar yaptı. 1972 yılında “DDT’nin Tavuk ve Bıldırcın Embriyolarının Gelişmeleri Üzerine Etkisi” konulu çalışmasıyla doçent oldu. Bu araştırma ile ortaya çıkan bulgular (DDT’nin inter seksüalite etkisi ile erkek kuşlarda dişileşmeye yol açması vb.) aynı yıllarda Fransa’nın DDT’yi yasaklamasının önemli bir nedeni oldu.
Daha sonraki yıllarda çalışmalarını beyin sitogenezisi üzerine yoğunlaştıran Aydın Evren, 1974-75 yıllarında 4 yarıyıl Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde, 1978-81 yıllarında ise 8 yarıyıl Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde görev yaptı. Bu arada, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1977 yılındaki 4. Beş yıllık kalkınma planı için oluşturduğu çeşitli komisyonlara katıldı. Ayrıca 1979 yılında Türk Veteriner Hekimler Merkez Konseyi Yüksek Planlama Kurulu’nun çalışmalarında görev aldı. Sinir hücresinin biyolojisi ile ilgili çalışmalarının bulgularını 16.11.1983 ve 25.4.1984 tarihlerinde, sırasıyla Ankara Üniversitesi ve ODTÜ’de verdiği iki konferans ile sundu.
1985-86 öğrenim döneminde Van 100.Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde ve bir yıl sonra da Kars Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde eğitim ve yönetim görevleri yaptı. 1992 yılında profesör olan Prof. Dr. Aydın Evren, 6 yıl Van 100.Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde görev yaptıktan sonra 1997 yılında emekli oldu.
Kariyerinin son yıllarında özellikle urasil bazının su ile olan ilişkisini araştıran ve emekliliği boyunca çalışmalarını Ankara’daki evinde aynı heyecan ile sürdüren Aydın Evren, 28 Mart 2004’te aramızdan ayrıldı. Özverili bir araştırmacı ve sıradışı bir eğitimci olarak bilinen Prof. Dr. Aydın Evren aynı zamanda sade yaşamı ile örnek bir insandı. Işıklar içinde yatsın.

Yayınlarından bazıları:
Evren, A. (1995) Mobile genetic elements and neuron formation from pollen in bee embryo. World Veterinary Congress. 3-9 September, 1995. Yokohama, Japan.
Testereci, H., Evren, A., Kahraman, T. And Yörük, I. (1995) The determination of pyrimidin bases in chicken egg’s yellow by HPLC. YYÜ Vet. Fak. Dergisi, Vol 5(1-2).
Evren, A. (1994) Bıldırcın ve Tavuklarda Nöyrogenezis. 2. Ulusal Histoloji Kongresi. 31.8-2.9,1994. Bursa.
Evren, A. (1982) Tavuklarin (Gallus Domesticus) beyin hücrelerinde prenatal ve postnatal sitogenezis. Bursa Üniversitesi Vet. Fak. Dergisi, vol 1, 56-61.
Erençin, Z., Hassa, O., Sağlam, M. ve Evren, A. (1969) Bitrag zur Dasstellung von Gengsystemen und BlutgefaBen durch injektion verschiedener Substanzen. Act.anat.74: 138-147.
Evren, A. (1960) Tatlısu Salyangozu’nda -Indoplanorbis Exustus (Deshayes)- Blastogenetik Araştırmalar. AÜ: Vet. Fak. Yayınları, No: 241.

 

Yorum Yaz