HaberlerMesleki Sorunlarımız ve Çözüm PerspektifleriTarım ve Toplum

Veteriner Hekimliğin Kamudan Tasfiyesi: Veteriner İşleri Teşkilatının Dağıtılması!

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

Türkiye’de, Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayan sermaye birikim süreci Cumhuriyet dönemiyle beraber yeni bir boyut kazanmış, sermaye sınıfının ve büyük toprak sahiplerinin çıkarları doğrultusunda iktisadi-siyasi ve toplumsal alan yeniden biçimlendirilmiştir. Sermaye birikim sürecinin ilk dönemlerinde tarımsal üretim  asıl faaliyet alanı olmuş, bu bağlamda stratejik bir alan olarak ilgi  görmüştür. Sanayinin gelişiminde tarımsal hammaddenin (şeker, tütün, tahıl, pamuk, yün, deri  vs.) işlenmesi  kritik bir rol oynamıştır. Tarımsal üretimin bir parçası olarak hayvancılık alanında da yeni dönemle uyumlu gelişmeler ortaya çıkmıştır.

II.Dünya Savaşı’ndan sonra çevre-bağımlı kapitalist ülkelerde benimsenen “ithal ikameci büyüme modeli”, 1960-1980 arası dönemde Türkiye’de de geçerli olmuş, tarım ve hayvancılık bu dönemde de önemli bir alan olarak varlığını sürdürmüştür. 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak İngiltere ve ABD’den yayılan neo-liberal politikalar, bütün sermaye dünyasını içine alarak yaygınlaşmış “ihracata dayalı büyüme modeli” geçerli biricik politika haline gelmiştir. Türkiye ise,  24 Ocak Kararları, 80 Askeri müdahalesi ve Özallı yıllar ile bu sürece radikal bir şekilde  giriş yapmış, neoliberal politikaların uygulanmasının sonucu olarak tarım ve hayvancılık alanından devlet geri çekilmiş (tarıma dayalı KİT’lerin özelleştirilmesinden başlanarak), şirketlerin ve piyasanın çıkarları doğrultusunda bu alan yeniden düzenlenmiştir. Tarımsal desteklemeler, ucuz girdi (finans, gübre, yem, mazot vs.) sağlanması, taban fiyat uygulanması gibi yönlerden “kamu sorumluluğu” ortadan kaldırılarak çiftçi piyasanın ve sermayenin insafına terk edilmiştir.

Sermaye birikim modellerindeki farklılaşmalara bağlı olarak, her tarihsel kesitte farklı kurumsal düzenlemeler ortaya çıkmıştır. Türkiye’de tarım bakanlığının bütçesini, kadro gücünü, merkezi ve taşra teşkilatının yapısını sermaye birikim modellerinden ve iktidarların bu modellerle ilişkisinden bağımsız ele alamayız. Bütünle olan bağlarını gözardı ederek, ilişkisel yaklaşım tarzını bir tarafa bırakarak değişimleri anlamlandırmak ve isabetli sonuçlara ulaşmak pek mümkün görünmemektedir.  Tarım bakanlığının 1985’te teşkilat yapısının değişimi ile neoliberal yeniden yapılanma, devletin tarım ve hayvancılık alanından geri çekilmesi arasında içsel bir ilişki bulunmaktadır.

Neoliberal politik dönüşüm öncesi dönemde Bakanlığa bağlı “Toprak-Su Genel Müdürlüğü” tarım arazilerinin korunmasını ve ıslahını; “Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü” doğrudan üretim aşamasında çiftçinin yanında yer alarak onu eğitmeyi  ve desteklemeyi ;  “Gıda İşleri Genel Müdürlüğü” yaygın gıda laboratuvarları sayesinde etkin  gıda denetimini;  “Zirai Mucadele ve Zirai Karantina Genel Müdürlüğü” zirai ürünlerdeki hastalıklarla  ve  ilaç kalıntılarıyla mücadeleyi;  “Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü” hayvancılıkla ilgili bütün iş ve işlemleri yerine getirmekle yükümlü nispetten yetkili ve etkili kurumlar olmuşlardır.

Türkiye’de  veteriner hizmetleri, 1985’e kadar, merkezde “Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü”, taşrada ise doğrudan genel müdürlüğe  bağlı  “Veteriner İşleri Müdürlüğü” (illerde) ve  “İlçe Hükümet Veterinerliği” (ilçelerde)  biçiminde örgütlenmiştir. Bu tarzda  bir teşkilatlanma,  Türkiye’nin de imzacıları arasında yer aldığı, Uluslararası Cenevre Sözleşmesi’nin de bir gereği olmuştur.  Bu sözleşmeye göre, salgın hastalıklarla  etkin mücadele,  kaliteli, sağlıklı gıda üretimi/kontrolü ve  hayvancılığın geliştirilmesi yetkili ve güçlü bir veteriner işleri teşkilatıyla, direk  bakana bağlı bir merkez ile  bu merkeze dolayısız biçimde bağlı bir taşra teşkilatının kurulması ile mümkün olabilmektedir.  Böyle bir teşkilat yapısı hem işin gereklerine uygun olarak fiziki alt yapının inşasını mümkün hale getirmiş  hem de  işi bilen meslekten yöneticiler tarafından teşkilatın yönetilmesine imkan sağlamıştır.

Türkiye’de, neoliberal politikaların tarım ve hayvancılık alanında kurumsallaştırılmasının kilometre taşını  18.6.1984 tarih ve 212 sayılı K.H.K. ile başlatılan  ve son halini  12.03. 1985 tarihli 3161 sayılı “Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile alan düzenleme oluşturmaktadır. Yukarıda sözü edilen genel müdürlükler ve teşkilat yapıları bu kanunla tasfiye edilmiş; bakanlığın konu ve ürün esasına göre örgütlenmesine  son verilmiştir.  Kanun gereği, “Veteriner İşleri  Genel Müdürlüğü”  ve taşra teşkilatı da dağıtılmıştır. Kamu veteriner hizmetleri  askıya alınmış, veteriner hekim alımları uzun süre durdurulmuştur.  Yaklaşık çeyrek asır süresince  veteriner işleriyle ve hayvancılığın geliştirilmesiyle doğrudan  görevli (Bakanlık temel hizmet birimleri arasında yer alan) merkezi bir teşkilatlanmaya  gidilmemiştir. Bu süre zarfında ülke hayvancılığı büyük bir darbe almıştır. Hayvan varlığı azalmış, ithalatın önü açılmış, salgın hastalıklar yaygınlaşmıştır.

2010-2011 yılında  Hayvancılık Genel Müdürlüğü (HAYGEM) kurulmuştur. HAYGEM’in kuruluşu bir gelişmeyi ifade etmiş olsa da gerek  bütün veteriner işlerini kapsayamaması gerekse de geçmişte olduğu gibi kendisine bağlı doğrudan taşra teşkilatlarının olmaması sebebiyle oldukça  yetersiz kalmıştır.  Bu dönemde AB’ne uyum sürecinin de etkisiyle kamuda veteriner hekim istihdamında kayda değer bir artış olmuş, ancak veteriner işlerinde kamunun kendini sorumsuz görmeye devam etmesi nedeniyle bu kadrolar yeterince verimli olamamıştır.  Taşrada ise, veteriner hizmetleri ayrı örgütlenmeden yoksun bırakıldığından  veteriner hekimler çoğunlukla işten anlamaz yöneticiler tarafından ezilmiş, işlerini layıkıyla yapmaları engellenmiştir. Mevcut örgütlenme tarzı, veteriner işlerini başarıyla yapmanın ön şartını oluşturan yeterli ve donanımlı fiziki alt yapının kurulması sorumlululuğunu da karşılayamamıştır. İşi salgın hasatalıkları önlemek olan bir veteriner hekim, teknisyen veya tekniker, işin zorunlu kıldığı  fiziki imkanlara ve malzemeye  sahip olamadığından mikrobun bulaşmasında birer  kaynağa  dönüşebilmektedir. Elbise değiştirmek için dahi uygun ortama sahip olmayan çok sayıda ilçe müdürlüğü bulunmaktadır.   Hayvan sevk işlemlerinde mecburi olan ve ücreti hayvan sahibinden tahsil edilen “dezenfeksiyon” işlemleri hemen hemen hiç bir birimce yapılamamaktadır. Bu durum salgın hastalıkların bir yerden başka bir yere taşınması riskini ciddi biçimde artırmaktadır.

Türkiye’de sermayenin ve piyasanın çıkarlarını önceleyen ve esas alan politikalarla sağlıklı ve etkili bir kamu veteriner işleri hizmeti vermek olanaklı görünmemektedir. Geçimliklik veya küçük kazançlarla hayvancılık yapan milyonları, zoonozlardan ve sağlıksız gıda tüketiminden en çok etkilenen on milyonlarca emekçiyi ve yoksulu gözeten kapsamda politikaların üretilmesi ve uygulanması için şüphesiz ki çalışmalıyız. Bu doğrultuda sermaye sınıfı ve siyaset kurumu üzerinde baskı kurmalı, toplumun bütününe dokunur bir veteriner işleri hizmeti için veteriner hekimler olarak çaba göstermeliyiz.  Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve bağlı taşra teşkilatını  geri istemek de bu haklı ve anlamlı mücadelenin bir parçası olarak görülmeye değerdir.

Sevgi, umut ve dayanışmayla…

 

Yorumlar(4)

  1. Kaleminize saglik ben benim gibi dusunen tum veteriner hekimlerimizin duygu ve dusuncelerini ozetlemissiniz.

  2. bilsay kömürcü

    kaleminize sağlık. çok güzel özetlemişsiniz.

  3. Kaleminizde dert var ülke var meslek var ülkem var keşke tüm siyasiler görse bunu

  4. Bütünlüklü güzel bir yazı olmuş. Diğer üç yazınızı da çok tuttum. Prof. Dr. Aydın Evren’in hayat hikayesini okuyunca sizin gibi mesleğini ve toplumu düşünen hekimlerin de varlığına şaşmadım. Emeğinize sağlık. Yolunuz açık olsun!

Yorum Yaz