HaberlerTarım ve Toplum

M.Pimbert – C. Anderson: Tarımın geleceği için mücadelede bilmeniz gerekenler

Çevirmen: İdil Akdöş

Küresel tarım ve gıda sisteminin bir sosyal ve çevresel başarısızlık olduğu bugün yaygın olarak kabul edilen bir düşünce. Bu durumun böyle devam etmesi ise artık bir seçenek olmaktan çıktı: biyoçeşitlilik kaybı ve azot kirliliği gezegensel sınırları aşmış durumda, iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri ise derhal harekete geçmemizi gerektiriyor.

Gıda sistemlerini acilen ve kökten bir şekilde dönüştürmemiz gerektiği konusunda birçok insan hemfikir. Ancak, daha sürdürülebilir gıda sistemleri için ortaya sürülen yenilikler son derece çok farklılık gösteriyorlar. Hangisini seçersek seçelim, insanlık ve gezegenimiz üzerinde kalıcı etkileri olacak.

Önerilen yeniliklere kabaca bakarsak, gıda sistemlerinde statükoya uyacaklar ve statükoyu değiştirecekler olarak düşünebiliriz.

Teknolojik bir gelecek

Tarım sanayisini mümkün olduğu kadar halihazırdaki uygulamalarla kısıtlamak isteyenler var. Bu, gıda krizini yeni teknolojiler geliştirerek çözmeye çalışan ve sayıları artmakta olan kurumsal ve finansal oyuncular için geçerli sayılabilir. Bu teknolojiler, “4. Sanayi Devriminin” bir parçası olarak da düşünülebilir. Buna göre çözüm fiziksel, dijital ve biyolojik sistemler arasındaki sınırları ortadan kaldıran teknolojilerde yatıyor.

Bir örnek vermek gerekirse, Dünya Ekonomik Forumu “Tarım için Yeni Vizyon” girişimi kapsamında 21 ülkede tarımsal değişimleri desteklemekte. Girişimin desteklediği “yenilik ekosistemleri” kanalıyla gıda sistemlerinin “12 dönüştürücü teknoloji” ile yeniden düzenlenmesi öne sürülüyor. Bu hayali gelecekte, yeni nesil biyoteknolojiler ile bitkiler ve hayvanlar baştan tasarlanabilecek. Su ve tarım zehirlerinin kullanımı hassas tarım ile optimize edilebilecek. Küresel gıda sistemleri, kişinin diyetine göre uyarlanmış, akıllı robotlar, blok zincir ve nesnelerin interneti ile üretilmiş sentetik gıdalara dayanacak.

Geçmişteki yeşil devrim teknolojileri gibi, bu girişimler güçlü tarım devleri için ve onlarla birlikte tasarlanmakta. Bu teknolojik yenilikler kanalıyla politik ve ekonomik güç sadece birkaç adet şirketin elinde toplanıyor. Hatta, bu birkaç şirketin patentlerle korunan “12 dönüştürücü teknoloji” üzerindeki tekel kontrolü gittikçe büyüyor.

En vahimi, bu teknolojilerin yayılarak gezegenimiz pahasına tekno-dünyayı (teknosfer) daha da genişletecek olması. Arılar yerine uçan robotların tozlaştırdığı ekinler, toprak hazırlığı, ekim, yabani otlarla ve tarım zararlılarıyla mücadele ve hasatta çiftçiler yerine çalışan otomatik makineler..

Bu ileri teknoloji yenilikleri, çoğu tarım uygulamasından tamamıyla farklı. Bizi de gitgide daha az insan içeren tarım ve gıda sistemlerine doğru sürüklüyorlar. Kapitalist birikim mantığının devamı niteliğinde oldukları için de bütün belirgin risklere rağmen dayanıklılık gösteriyorlar.

Gıdanın yaygınlaşarak otomatikleşmiş, yerelinden ayrılmış ve dijitalleşmiş üretimi ve ticarileşmesi, küresel gıda sisteminin “finansallaşmasının” bir parçasıdır. Finansal piyasalar, uzaktan da olsa, gıda sistemlerinin kontrolünde giderek artan bir oranda rol oynamaktadır. Bu, büyük sosyal ve insani tehlikeler yaratmakta. Örneğin, 2008’de yaşanan gıda krizinin belirleyici faktörlerinden bir tanesi, gıda ile ilgili finansal ürünlerin satışı ve alımındaki ciddi büyüme idi.

Başka bir seçenek ise

Bu geleceğin aksine bir alternatifimiz var. Agroekoloji, sürdürülebilir agroekosistemler tasarlamaya ve yönetmeye dair ekolojik prensipleri nasıl uygulayabileceğimizi anlatıyor. Agroekoloji konusundaki araştırmalarımız, gıda egemenliğine nasıl katkıda bulunabileceği, böylece gıda sistemlerini nasıl demokratik hale getirebileceğimiz üzerine yoğunlaşıyor. Agroekolojinin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine olan katkısı ise artık tanınmış durumda.

Yukarıda bahsedilen teknolojik vizyonun aksine, agroekolojik yenilikler döngüsel sistemleri desteklemekte. Bu sistemler, geri dönüşüm, yeniden kullanma ve kaynakları bir araya getirme yoluyla harici girdilere, özellikle de fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmayı amaçlar. Ayrıca, doğal döngüleri ve doğal ekosistemlerin işlevsel çeşitliliğini taklit eder.

Tarım sistemleri, bitkiler, hayvanlar ve çevre arasındaki faydalı etkileşimler temel alınarak tasarlanmıştır. Örneğin ekinlerin etrafına veya arasına çalılar ve ağaçlar dikilebilir. Ya da birden çok ekin bir arada yetiştirilebilir. Agroekoloji ile gıda üreticilerinin harici girdilere, uzak piyasalara ve patentli teknolojilere olan bağımlılığını azalır. Biyoçeşitliliğe yatırım yaparak tarım zararlıları ile başa çıkılabilir ve rekolte artırılabilir.

Daha geniş ölçekte bakmak gerekirse, agroekoloji gıda ve enerji üretimi ile su ve atık yönetimi ile bir araya getiren döngüsel sistemler kurar. Kirlilik en aza indirgenir, faydalı ortaklıklar kurulur ve bunlar işlevsel bütünlere dönüşür.

Daha sürdürülebilir gıda sistemleri için agroekolojik yenilikler çoğunlukla tabandan, sivil toplum, sosyal hareketler ve dayanışma içindeki araştırmacılardan ivme alıyor. Bu bağlamda, yenilikler arasından, gıda egemenliği yolunda vatandaş kontrolünü artıracak ve güç merkezini eksenden kaydıracak olanlar öncelik kazanıyor. Bu anlayış, 4. Sanayi Devrimi teknolojileri sayesinde mümkün olan tekel kontrolü ile tamamen zıt.

Demokratik müzakere

Hükümet, sivil toplum ve özel sektör temsilcileri, tarımın geleceğini tartışmak amacıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Roma’daki merkezinde yakında bir araya gelecekler1. Yeniliklerin küresel yönetiminde kimin söz sahibi olduğu en yoğun tartışılan konu olacak.

Tarım ve gıda yenilikleri hakkındaki tartışmalı görüşler dikkate alındığında, herkesin kendi gıda tedariğinin geleceği ile ilgili söz hakkını elinde bulundurması gayet yerinde. Tarım ve gıda yenilikleri hakkındaki öncelikleri kararlaştırmak için en acil ihtiyaç ise, vatandaşlar jürisi, halklar meclisi gibi toplulukların öncülük edeceği katılımcı işleyişler örnek olmak üzere müzakereci ve kapsayıcı süreçler oluşturmak. Özellikle günümüz bağlamında ani küresel değişimleri ve belirsizlikleri düşündüğümüzde bu daha da önem kazanıyor.

O zaman, kar marjını insanın üzerinde tutan şirketlerin akıllı robotlarıyla üretilmiş suni gıdaların hüküm sürdüğü bir dünyada mı yaşamak isterdiniz? Yoksa, adil, ekolojik anlamda kendini yenileyebilen, kültürel olarak zengin bir biçimde kendimizi ve topluluklarımızı beslememize imkan tanıyan agroekolojik yeniliklerin olduğu bir dünyada mı?


Yazının orjinali için tıklayınız.
Ç.N. Bu toplantı, 21-23 Kasım tarihlerinde metin çevirisi yapılmadan önce gerçekleşmiştir. Aşağıdaki linkten toplantı ayrıntılarını inceleyebilirsiniz. https://www.karasaban.net/birlesmis-milletler-ucuncu-komite-koyluler-ve-kirsalda-calisan-diger-insanlarin-haklari-bm-deklarasyonunu-onayladi/   

Kaynak: www.karasaban.net

Yorum Yaz