HaberlerMesleki Sorunlarımız ve Çözüm Perspektifleri

Atanamayanların Trajedisi: Suçlu Kim, Şimdi Ne Yapmalı?

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

26 Aralık 2018

Onurlu Bir Yaşam İçin Çalışma Hakkı ve Devletin Sorumluluğu

10 Aralık 2018, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 70. yıl dönümüydü. Toplamda 30 maddeden oluşan Beyanname’nin 23. Maddesinde şunlar yazılıdır:

“Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır. Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır. Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır. Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır” (1).

Türkiye, 6 Nisan 1949 tarihinde Beyanname’yi imzalayarak, sözleşmede yer alan düzenlemelerin kendisini de bağladığını, sözkonusu ilkeler/anlayışlar yönünde davranılacağını dünyaya duyurmuştur. Türkiye’yi yönetenlerin Beyannamenin bütünü ile herkese iş, adil/elverişli çalışma koşulları ve ayrımsız herkese “eşit işe eşit ücret” hakkını düzenleyen 23. maddenin iktisadi, siyasi ve hukuki şartlarını oluşturmak ve uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır.

Türkiye’de 1961 Anayasası ile “sosyal hukuk devleti” tanımlaması anayasada yer almaya başlamış, toplumdan yükselen mücadeleler çoğunlukla kazanımlarla sonuçlanmıştır. Neoliberal entegrasyon sürecinin bir devamı olarak “sosyal hukuk devleti” anlayışı ve pratiği, fiili ve yasal olarak tasfiye sürecine girmiştir. Böyle olmakla beraber, 1982 Anayasasında “Türkiye Cumhuriyeti, …. demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” (2) söylemi korunmuştur.

Uluslararası taahhütlere ve anayasaya rağmen; elverişsiz şartlar altında adil olmayan çalışma koşulları derinleşmiş, aynı nitelikte iş yaptıkları halde, çalışanlar arasında farklı istihdam şekillerinin farklı ücret ve farklı sosyal haklar politikası (istisnai olmaktan çıkarılıp) tipik hale getirilmiş; işsizlikten korunma mekanizmaları işlevsiz bırakılmış, işsizlik (iddia edildiğinin aksine) kitleselleşip kronikleşmiştir.

Üniversite Mezunu İşsizlerin Trajedisi
Türkiye’de üniversite mezunları (nitelikli iş gücü) arasında da ücret ve gelir adaletsizliği, güvencesiz/düzensiz çalışma tipleri ve işsizlik sorunu artarak devam etmektedir. Resmi rakamlara göre, 2018’in ilk yarısında, 3 milyonu aşkın işsiz vardı ve bunun 828 bini üniversite mezunu işsizlerden oluşmaktaydı (3).

Diplomalı işsizler sorunu kronik ve kitlesel bir nitelik kazandıkça konuyla ilgili incelemeler de yaygınlaşmaktadır. Bu bağlamda; Tanıl Bora ve arkadaşları tarafından hazırlanan  “Boşuna mı Okuduk?”: “Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği” adlı kitabı (4) hatırlatmak ve bu çalışmadan bazı aktarımlar yapmak yararlı  olacaktır.

Erdoğan, N. (2013: s. 90), “işsizliğin yarattığı şiddet ekonomik olduğu kadar, duygusal ve toplumsal-kültürel tezahürlere de bürünür” demekte ve devamla “…işsizlik yalnızca geçinememek değildir; insanın kendisini işe yaramaz hissetmesidir; işe yaramazlık hissinin insanı yaralamasıdır” tespitinde bulunmaktadır. Bora, T. (2013:64) ise işsizliğin özellikle beyaz yakalılarda (üniversiteli/diplomalı işsizlerde) “bir aidiyet boşluğunu ve kimlik kaybını beraberinde getirdiği” saptamasında bulunmaktadır. Erdoğan’ın şu yargısı ise bir hayli sarsıcıdır: “İşsizlik insanın bütün insani nitelik ve kapasitelerini hedef alan bir kısırlaştırma veya hadımlaştırmadır. Ekonomik üretim sürecine sokulmama veya bu süreçten dışarı atılmaya başka toplumsal alan ve pratiklerden dışlanmak eşlik eder” (Erdoğan, N., 2013: S. 91).  İşte, yaklaşık 1 milyona yakın üniversite mezunu gencimize yaşatılanlar bunlardır!

Tarım Bakanlığı ve Garip Olaylar Zinciri
2018’in ilk aylarında dönemin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı (GTHB) Ahmet Eşref Fakıbaba Bakanlık bünyesinde çalıştırılmak üzere 10 bin 551 hekim ve mühendis alımı için talepte bulunduklarını kamuoyuna açıklamış; aynı kabinede yer alan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı (ÇSGB) Julide Sarıeroğlu ise (tarih 04.05.2018) Fakıbaba’yı yalanlamıştır. Fakıbaba da boş durmamış (tarih 15 Mayıs 2018) “bir şey söylüyorsam doğrudur” diyerek, o da Sarıeroğlu’nu yalanlamıştır.

Atama bekleyen on binlerce hekim ve mühendisin yükselen sesi, 24 Haziran seçimleri, Bakanlığın kadro açığı ile Fakıbaba’nın nevi şahsına münhasır siyasi kişiliği ona söz konusu girişim ve açıklamaları yaptırmış; ancak Başbakanlık, Maliye ile ÇSGB’lığı bütçe imkanlarını ve özel sektörde istihdam vurgusu yaparak kendilerine gelen teklifi geri çevirmişlerdir. Gerçekte de Bakanlığın ve Fakıbaba’nın değil, diğerlerinin dediği olmuştur. Fakıbaba  karizmayı fena halde çizdirmiş, atama umudu suya düşen hekim ve mühendis arkadaşlarımız ise kelimenin gerçek anlamıyla perişan olmuşlardır.

Bilindiği üzere, 24 Haziran’dan sonra Orman ve GTHB birleştirilmiş, yeni dönemin ilk bakanı da Bekir Pakdemirli olmuştur. Bakan Pakdemirli kamuoyuna yaptığı bir açıklamada: “Tarım ve Orman Bakanlığı dışında bütün bakanlıklar aklımdan geçti” diyerek şaşkınlığını ifade etmiştir (4). 24 Haziran 2018’den sonra da Tarım ve Orman Bakanlığı’na dışarıdan atama yoluyla hekim ve mühendis alımı yapılmamıştır. 2019’da Bakanlığa atama yapılıp yapılmayacağı, yapılacak ise toplamda kaç kişinin alınacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği sorusunun cevabı şimdilik muamma. Bu konuda bir fikir yürütebilmek için Bakan Pakdemirli’nin Plan ve Bütçe Komisyonu ile Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmalara bakmamız gerekecek.

2019 Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında şu açıklama yapılmıştır:
“… Atamalarla ilgili de bakın, 2 bakanlık birleşti. Biz buradan bir sinerji de bekliyoruz, organizasyon yapımız da önümüzdeki tahmin ediyorum birkaç ay içerisinde belli olacak. Bu belli olmanın akabinde biz norm kadro çalışmasını da bitirmiş olacağız. Bugün itibarıyla ben yani devletin bir koltuğunda arkadaşınız olarak devletin haklarını sonuna kadar muhafaza ederim. İhtiyaç varsa sonuna kadar arkasında olurum.” Pakdemirli’nin bu konuşması üzerine Diyarbakır milletvekili Garo Paylan “Ama bu bütçeyle atayamazsınız” demiş, buna cevaben ise şu görüşler ifade edilmiştir: “Ek bütçemi de alırım, Hazine Maliyeden alırım…Eğer ihtiyaç yoksa da ‘Durun arkadaşlar’ derim” (5).

Meclis Genel Kurulu’nda ise şunlar söylenir:
“Şu an norm kadro çalışmalarını yapıyoruz. Norm kadro çalışmaları da tahmin ediyorum birkaç aya kadar biter. Ondan sonra oturup bir ihtiyaç planını çıkaracağız ve gerekli bakanlıklarımıza da başvurduktan sonra atamayla ilgili isteklerimiz yenilenecek. Zaten geçmişte bakanlarımızın yaptığı atamayla ilgili talepler şu an Hazine ve Maliye Bakanlığında ama en nihayetinde biz norm kadroyu çıkardıktan sonra bununla ilgili bir ihtiyacımız varsa ki olabilir diye düşünüyorum, biz de gerekli atamaları yapmak için gerekli adımları atacağız” (6).

Yapılan açıklamalardan çok değişik yorumlar çıkarılabilir ancak kesin olan şu ki Fakıbaba tarafından verilen sözler sahipsiz kalmıştır. Atanamayan hekim ve mühendislerin yükselen sesi, meclisteki muhalif milletvekillerinin sıkıştırmaları “alım olacağı” yönünde bir eğilimi öne çıkarmış olsa da ne kadar kişinin ne zaman alınacağı sorusu cevapsız kalmaya devam etmektedir. Belirsizlik durumu da atanmayı bekleyen on binlerce hekim ve mühendisin trajedisini daha da artırmakta, olay travmatik bir hal almaktadır.

Peki, Suçlu Kim?
20. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak sermayeden yana değişen dengeler, devletin yeniden yapılanmasını beraberinde getirmiştir. Devletin rolü, piyasalaşmanın koşullarını bütünüyle sağlamak ve sürdürmek, güvenlik sorununa yoğunlaşmak ile sistemin ideolojik olarak yeniden üretimini sağlamak olarak belirlenmiştir. Üretmekten, hizmet vermekten, gelir eşitsizliğini sınırlamaya dönük sosyal politika anlayışından uzaklaşmanın çok değişik sonuçları olmuştur. Bunlardan biri de devletin kamu istihdamı politikasında yaşanan değişimdir.

Sermayenin çıkarı mı halkın çıkarı mı, çelişkisinin ortaya çıktığı yerde devletin tavrını belirleyen sermayenin, piyasanın çıkarları olmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığına yaklaşık son iki yıldır atama yapılmaması ile söz konusu anlayış arasında iliniyet bağı vardır. Türkiye’de devasa bir gıda, tarım ve hayvancılık sektörü oluşmuştur. Bu sektörün, veteriner hekim, gıda mühendisi ve ziraat mühendisi istihdamı olmadan büyüme imkanı yoktur.

Rekabet sermayeye içkin bir özelliktir. Sermaye ve onun toplumsal formu olarak kapitalizm, rekabetçilik özelliğini bütün topluma yaymadan ve bu niteliğini sürekli biçimde üretmeden ayakta duramaz. Hedeflenen kesimler arasında bir rekabet yaratabilmenin ön koşulu ise ihtiyaç duyulandan daha fazlasının oluşmasını sağlamaktan geçiyor. Farzı muhal, gerçekte 20 bin veteriner hekime ihtiyaç varken, iş-gücü piyasasında 30 bin veteriner hekimin bulunması gibi. Böylesi bir durum rekabete neden olur; ve bunun sonucu sadece 10 bin veteriner hekimin işsiz kalması değildir. İstihdamda olanlar da (işini kaybetmemek için) daha ağır çalışma koşullarına, angaryaya; daha düşük bir ücret ile daha düşük sosyal haklara boyun eğmek zorunda kalırlar. Sermayenin asıl ulaşmak istediği hedef de budur.

Tarım ve Orman Bakanlığı da tıpkı diğer benzer bakanlıklar gibi, kadro alımı/atama yaparken, sektörün çıkarlarını zedelemeyecek tarzda bir istihdam politikası izlemektedir. Özel sektörde ücretli olarak çalışan hekim ve mühendislerin ezici çoğunluğu ortalamanın altında bir gelirle son derece ağır, sosyal hakları budanmış, güvencesiz işlerde çalışmaktadırlar. Azımsanmayacak sayıda kişi ise (yüksek lisans/uzmanlık gibi programlara katılarak) yüz yüze kaldığı işsizlik durumunu bir süre daha ertelemenin yolunu tutmaktadır. Keza, kendi işini kuran ancak gerek çalışma şartları gerekse de gelirleri yönünden durumlarından hiç de memnun olmayan (dolayısıyla bir an önce elindeki işten kurtulmanın yolunu arayan) çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bütün bunlara bir de işsiz hekim ve mühendisleri eklediğimizde tablo aşağı yukarı netleşmiş olmaktadır. Bu tablo, kaçınılmaz biçimde ve haklı olarak devlette istihdam edilme arzusu yönünde bir dalgalanmaya yol açmaktadır.

Dalgalanmanın oluşmasını engellemenin iki yolu olabilir:

Birincisi; özel sektörde ücretli veya kendi işinde çalışan hekim ve mühendislerin çalışma koşullarını, gelir ve sosyal haklarını devlette çalışanlarla eşit duruma getirmektir. İstihdam kapasitesi de kimseyi işsiz bırakmayacak yeterlilikte olmalıdır. Bunu özel sektör istemez; çünkü bu daha az para kazanmaları anlamına gelir. Sermayenin maksimum kar isteği sınırlandırılmadan bunu gerçekleşme olanağı yoktur.

İkincisi; devletin alım yaparken çok daha kontrollü davranması hatta mümkünse devlette çalışanların şartlarının özel sektöre yakınlaştırılmasıdır. Bu sermayenin isteğidir.

Sözü edilen iki seçenekten birincisinin ağır basması için temel iki faktöre ihtiyaç vardır: ilki; halkın çıkarlarına sahip çıkararak siyasete ağırlığını koyması ve bununla bağlantılı olarak sermayenin siyaset üzerindeki gücünün geriletilmesidir; diğeri ise meslek gruplarımızın, kendi özgün çıkarları etrafında kenetlenmeleri, mesleği ve halkı önceleyen bir zihniyetle mücadele ve dayanışma ruhunu yükseltmeleridir.

Kamuda yüksek sayıda hekim ve mühendisin istihdam edilmesi hem toplumun hem de mesleklerimizin çıkarına bir gelişmenin ifadesi olacaktır. Bu yüzden kamuda istihdam sorunu sadece atama bekleyen meslektaşlarımızın meselesi olarak ele alınamaz.

Şimdi Ne Yapmalı?
Tarım ve Orman Bakanlığı bir ek bütçe ile kısa süre içinde bir alım yapabilir. Bu mümkündür. Ancak bunun hangi nitelikte (kadrolu, mülakatsız ve hemen atama) ve hangi düzeyde (nicelik ve bileşim) olacağını, üretici ve tüketici halk ile ilgili meslek örgütlerinin (grup, oda, platform, sendika, dernek vs. ) talepleri ve mücadelesi belirleyecektir. Mücadelenin kazanımlarla sonuçlanmasında, 31 Mart seçimlerinin de elverişli bir ortam sunduğu açıktır.

Öyleyse, durmak yok, yüklenmeye devam…

Dostluk ve dayanışmayla….


Kaynaklar:
(1). www.unicef.org/turkey/udhr/gi17.html#art23
(2). https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2018.pdf
(3). http://t24.com.tr/haber/universite-diplomali-issizlerin-sayisi-55-ilin-nufusunu-gecti,67181
(4). Bora, T., Erdoğan, N. ve diğerleri, 2013, “Boşuna mı Okuduk?” Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği, 4. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul
(5). tr.sputniknews.com/turkiye/201811141036136063-pakdemirli-bakan-oldugunu-ogrendigi-ani-anlatti/
(6). http://www.kamubiz.com/sinavlar/tarim-bakani-pakdemirli-den-2019-yili-kadro-ve-atama-aciklamasi-h3955.html
(7). www.memurlar.net/haber/795816/tarim-bakani-bekir-pakdemirli-den-atama-aciklamasi.html

 


Demirden Değiliz Biz Veteriner Hekimler Fena Halde Yıpranıyoruz!


Veteriner Hekimliğin Kamudan Tasfiyesi: Veteriner İşleri Teşkilatının Dağıtılması!

 

Yorum Yaz