FakültelerHaberlerMesleki Sorunlarımız ve Çözüm PerspektifleriTarım ve Toplum

Üniversiteler Eliyle Değersizleştirilmekte Olan Bir Meslek: Veteriner Hekimlik!

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

Hayvansal kökenli protein ihtiyacının sağlıklı şartlarda yeterli miktarda ve kalitede karşılanması; hayvan hastalıklarıyla mücadele ederek hem hayvan sağlığının korunması hem de insan hastalıklarının yüzde 62’sini oluşturan zoonozların önlenmesi; insan-doğa ilişkisinin sağlıklı temelde kurulmasına katkıda bulunulması ve yaban hayatının-egzotiklerin bir denge içinde varlıklarının korunmasına yardımcı olunması; hanelerimizin ve toplu yaşam alanlarımızın birer özneleri haline gelen kedi-köpek-kuş ve egzotiklerin yetiştirilmeleri, hastalıklardan korunmaları ve tedavileri vs. veteriner hekimlik mesleğinin toplumsal iş-bölümü içindeki önemli ve hayati konumuna işaret etmektedir. Çağımızın hastalıkları olarak öne çıkan ve giderek yaygınlaşan kanser vakalarının nedenlerinin ortaya çıkarılması bağlamında yapılan bilimsel çalışmalarda, hayvansal gıdaların üretilmesi (GDO’lu yem, ilaç kullanımı vs.), korunması (koruyucu kimyasallar) ve tüketime sunulması (plastikle temas vs.) süreçlerinde görülen olumsuz olgulara sıklıkla dikkat çekilmektedir. İnsan hastalıklarının hayvan ve hayvansal gıdaların üretimi ve dolaşımı alanından başlanarak önlenmesi ihtiyacı, veteriner hekimliğin rolünü sadece zoonozlarla mücadele ile sınırlamayı geçersiz kılmaktadır. Çığ gibi büyüyen psikolojik sorunların kaynaklarının irdelenmesinde de araştırmalar, doğa-insan; kent-kır; bütün-parça iş vs. arasındaki ilişkilerin bozulmasının rolüne dikkat çekmekte; tedavi amaçlı olarak ise, bütün-tekil; doğa (çevre)-insan; toplum-birey; insan-hayvan ilişkilerinin yeniden sağlıklı biçimde üretilmesi gereksinimine vurgu yapmaktadırlar.

Toplumsal ihtiyaçlar içindeki büyük önemi ve bunun yeni görev ve sorumluluklarla sürekli biçimde boyutlanması veteriner hekimlik mesleğinin stratejik bir bakış açısıyla ele alınmasını ve bu düzeyde bir ciddiyetle mesleğe yaklaşılmasını gerektirmektedir. Oysa, mevcut durum hiç de iç açıcı değildir. Meslek her geçen gün kan kaybetmekte, sorunlar giderek içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

İlk adım olarak veteriner hekimliğin zeki, çalışkan ve ruhen sağlam öğrenciler tarafından tercih edilir bir meslek haline getirilmesi sağlanmalıdır.

2018 yılı öğrenci yerleştirme sonuçlarına göre Veteriner Fakültesine yerleşen öğrencilerin sıralaması (MF)  53 bin 739 ile 174 bin 793 aralığında değişmektedir. Bu veri bize hem genel olarak başarılı öğrencilerin tercihleri arasında veteriner hekimliğin bulunmadığını hem de en iyi puanla giren öğrenciler ile en kötü puanla giren öğrenciler arasında büyük bir uçurumun oluştuğunu göstermektedir. En yüksek ile en düşük puanla öğrenci alan fakültelerin arasında 24 fakülte daha bulunmakta ve adeta bir piramidi andıran bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Bir meslek grubu için bu büyük bir nitelik kaybı ve ciddi bir parçalanmışlıktır. İlk elden yapılması gereken, mesleğin toplumsal itibarının, maddi ve sosyal haklarının yükseltilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesidir. Mesleğin ve hali hazırdaki meslektaşların sosyal statüleri ciddi biçimde iyileştirilmeden başarılı öğrenciler tarafından tercih edilme şansı da olmayacaktır. Tamamlayıcı diğer bir ilk adım ise, beşeri tıpta lisans yerleştirmede 40 bin olarak belirlenen alt sınır, veteriner hekimlikte (ilk adım 100 bin olabilir) de uygulanmalıdır.

Türkiye’de 1970’e kadar 1, 1980’e kadar 4; 1990’a kadar 7 olan veteriner fakültesi sayısı, 2000’de 17’ye, 2010’da 21’e ve nihayet 2018’e varıldığında ise 26’ya yükselmiştir. Veteriner Fakülteleri Dekanlar Konseyi Basın Bildirgesi (10.10.2018) mevcut fakülte sayısını 32 olarak açıklamaktadır. Tablo trajik olmaktan da çıkmış traji-komik bir hal almıştır. 2018’de veteriner fakültelerine kayıt yaptıran meslektaş adayı öğrenci sayısı ise 2 bin 212 olmuştur. Halihazır da yaklaşık 30 bin veteriner hekim olduğu nazara alındığında ve her yıl ortalama 1.500-2.000 yeni mezun verildiği şartlarda sadece 15-20 yıl sonra mevcut sayı iki katına çıkmış olacaktır.

Veteriner hekimlik mesleği, ağır ve çok yönlü bir öğrenim sürecinin sonucunda elde edilir. Ağır bir müfredatı, teorik derslere eşlik eden laboratuvar ve klinik pratiği bulunmaktadır. Bu sebeplerle, yeni bir fakülte açmak için, alanında yetkin, tecrübeli öğretim üyeleri ile güçlü ve sağlam bir alt yapının hazırlanması şarttır. Veteriner hekimlik eğitimi pahalı bir eğitim alt yapısı gerektirdiğinden özel üniversitelerin uzak durdukları ender alanlardan birini oluşturmaktadır. En azından biz böyle biliyoruz ya da böyle olması gerektiğini düşünüyoruz! Siyaset kurumu ve YÖK bizden farklı düşünüyor olmalı! Örneğin, Siirt ve Bingöl Veteriner Fakültesi’nin akademik kadrosu içinde toplamda sadece 7 profesör öğretim üyesi bulunmaktadır. Siirt’te Parazitoloji Anabilim Dalın’da sadece bir doktor öğretim üyesi bulunurken başka bir fakültede aynı dalda 7 Profesör, 4 Doktor,  2 Araştırma Görevlisi faaliyet yürütebilmektedir. Yeni kurulan fakültelerde görev alan akademik kadronun özgeçmişlerine bakıldığında üniversal yönün zayıflığı dikkat çekmektedir. Oysa kurucu öğretim üyeliği kendi alanında en seçkin kişiler tarafından üstlenilmek durumundadır. Üç-dört yıldır öğrenci alımına başlayan bazı fakültelerde çok sayıda anabilim dalında Doktor düzeyinde dahi hocanın bulunmadığı, bu derslerin farklı ana bilim dallarında görevli diğer hocalar tarafından verilmeye çalışıldığı görülmektedir. Örneğin, bir fakültede iç hastalıkları doktoru öğretim üyesinin verdiği dersler arasında şunlar bulunabilmektedir: Viroloji I, Mikrobiyoloji I, Mikrobiyoloji II, Epidemiyoloji,  Patoloji III, Kardiyoloji, Nekropsi, Toksikoloji… ve daha diğerleri. Bu trajik tablonun oluşmasının müsebbibi ne bu okullarda zor şartlarda ve çaresizlik içinde öğrencilerine bir şeyler vermeye çalışan öğretim üyeleri ne de ki buralarda okuyan meslektaş adaylarımızdır. Sorun sistemseldir.

Türkiye’de akademik özerklik bulunmadığından “siyaset kurumu” üniversite üzerinde belirleyici olmaktadır. Problemin asıl kaynağı,  piyasa ve piyasanın ihtiyaçlarını her şeyin odağına alan sistem, bu sistemle uyumlu siyaset yapanlar ile üniversitelerdeki YÖK kurumudur. Bu yapı geçerli olduğu sürece sorunlar ağırlaşarak devam edecektir. Ancak, bu durum eleştirme ve doğruları önerme hakkımızdan vazgeçeceğimiz,  taleplerimizin karşılanması için kolektif  (odalar, dernekler, sendikalar ve diğer her türden oluşum ve ortaklıklar) biçimde mücadele etmeyeceğimiz anlamına gelmez. Bilakis daha çok örgütlenmeli, daha çok talepte bulunmalı ve daha çok mücadele etmeliyiz.

Konuyla bağlantılı olarak şu görüşü ileri sürmek isabetli olacaktır:

Veteriner hekimlikte arz fazlasının oluşmasına neden olabilecek politikalardan vazgeçilmeli; bilimsel ölçütler temelinde veteriner hekimlik öğrenimi yeniden düzenlenmelidir.

Yorum Yaz