HaberlerHalk SağlığıTarım ve Toplum

Sermaye Birikimi ve Hareketi Yönünden: Türkiye’de SÜT Sektörü (1)

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

Ön Söz:

Bu çalışama ile Türkiye’de süt sektörünün genel bir tablosu verilmeye çalışılmıştır.

Bu çalışmanın; süt ve süt ile bağlantılı olguların değerlendirilmesine; geleneksel ile sektörel süt üretimi, işlenmesi ve dağıtımı arasında cereyan eden ilişki, çelişki ve çatışmaların anlaşılmasına önemli bir katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Süt üreticileri, süt sanayisi, perakende sektörü ve tüketiciler arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerin alabileceği yeni nitelikler ve biçimler ile hükümetlerin izlediği politikaların anlaşılması yönünden de çalışma önemli ip uçları vermektedir. Aslında burada (süt örneği üzerinden) sermayenin iktisadi, siyasi ve toplumsal yaşamı kendi çıkarları yönünde nasıl şekillendirdiğinin bir hikayesini de görmekteyiz. Sınıfsal/kesimsel çıkar çatışmaları kavramlara, tanımlara ve dile kadar uzanabilmektedir. Ne yazık ki, çalışmanın 2016 öncesine ait olmak gibi bir eksiği bulunmaktadır. Bu eksiklik, sektörün temel parametrelerin ortaya konulması, bir bakış açısının somutlanması gibi temel yönlerden bir sorun oluşturmazken, tek tek bazı firmalar ya da bireyler bakımından güncel olmamak gibi bir yetersizliğe dönüşebilmektedir. Ancak, çalışmanın sağlayacağı genel fayda dikkate alındığında sözü edilen eksiklikler kolaylıkla gözardı edilebilir.

1. SEKTÖRÜN GENEL SEYRİNE BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM
Türkiye’de 1980’le başlayan, fakat asıl olarak 2001 krizi sonrasında gündeme gelen Stand-by anlaşmaları ve devamında AB’ne uyum doğrultusunda Tarım alanında yapılan köklü ve kapsamlı düzenlemeler, tarımda sermayeden yana önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Sermaye temelli bir işletme modeliyle beraber; sertifikalı tohum, kimyasal gübre ve ilaç kullanan, tarımsal danışmanlık hizmetleri satın alan, bankalar ve sigorta şirketleri ile birlikte sıkı-sıkıya çalışan, tarım sanayisine ve perakende sektörüne sözleşmeli-çiftçilik ilişkisi temelinde girdi sağlayan yeni üretici tipinin esas hale geldiğini görmekteyiz.

1.1. Sermayenin Bakış Açısıyla Tarım Sektörünün Tanımı
TÜSİAD, tarım sektörünü; “Tarım, bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimliliklerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda muhafazası, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması süreçlerinin tamamını kapsayan bir sektördür” (TÜSİAD, 2014) içeriğiyle tanımlamaktadır. Genel olarak insanların kolektif biçimde tasarlayarak gerçekleştirdikleri her türlü bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetinin genel adı olarak “tarımı”, sermaye farklı bir amaç ve içerikle ele almaktadır. Sermaye için pazarlanmak için üretilmeyen ya da bu yönlü potansiyel taşımayan bir üretim gerçekte tarım sektörü içinde ele alınmamaktadır.

Girdi, üretim, geçiş, işleme ve satış katmanlarını tarım sektörünün “değer zincirinin aşamaları” olarak niteleyen TÜSİAD, bu aşamaların“biri-biri ile dikey ilişki içinde” olduğunu belirtmektedir: “Tarım sektöründe birbiri ile dikey ilişki içinde olan; girdi, üretim, geçiş, işleme ve satış katmanları (değer zincirinin aşamaları) yer almaktadır. Sektörün girdi katmanında her türlü tarımsal girdi bulunmaktadır. Toprak, su ve iş gücü gibi unsurların yanında, gübre, tohum, yem, ilaçlar, tarımsal ekipman/teçhizat ve benzeri çok sayıda ürün de yer almaktadır. Üretim katmanında birincil üreticiler ham ürünü ortaya çıkarmaktadır. Geçiş katmanı ürünün üreticiden, işleyiciye geçmeden önce saklanması ve depolanmasına ilişkin katmandır. İşletme katmanında ham ürünler nihai tüketicinin tüketebileceği ürün haline getirilir. Son olarak, pazarlama katmanında, nihai ürünler geniş bir dağıtım ağına sahip olan markalar ve şirketler vasıtasıyla tüketiciye sunulur” (TÜSİAD, 2014)

2. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ
İşletme kurulup hayvanlar temin edildikten sonra “çiğ süt üretiminin” temel ve sürekli girdisi yemdir. Bir hayvandan elde edilecek süt ve et için gerekli olan şey yem ve sudur. Süt sektöründe geçiş aşamasını, çiğ sütün ilk üreticiden sanayi işletmelerine taşınması oluşturmaktadır. Süt sanayi, çiğ sütü ya doğrudan ya da süt toplayıcı-şirketler üzerinden üreticilerden transfer etmektedirler. Sanayiye giden süt bu alanda faaliyet yürüten fabrikalarda-mandıralarda süt ve süt ürünleri biçiminde işlenip, paketlenmektedir. İşlenmiş süt ve süt ürünleri, satılmak üzere, ya doğrudan büyük perakende-zinciri marketlere ya da toptancılara (bakkal ve orta ölçekli marketlere dağıtılmak üzere) aktarılmaktadır.
Sektör için burada asıl kritik mesele toplam çiğ süt miktarının yaklaşık yarısını oluşturan sütün sanayide işlenmeden, ambalajlanmadan ve markaya dönüşmeden, pazara girmesidir. Bundan dolayı kontrolleri dışında pazara ulaşan çiğ süt üreticilerine ve satıcılarına karşı yıllardır bir savaş içindedirler. Televizyon reklamları ve ‘kamu spotları’nda sıklıkla gördüğümüz üzere; markalı-süt sanayicileri ve büyük perakendeci şirketler, tüketicilere; “sokak satıcılarından süt almayın, sokak sütlerinde bir sürü hile ve hastalık var, mutlaka ambalajlı süt tüketin” çağrısında bulunmaktadırlar.

İstanbul Ticaret Odası’nın raporunda geçen bir tanımlama sermayenin ineğe bakış açısını ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir: “Ortalama 5 kg süt veren bir ineği ‘hayvan’ olarak algılayabilirsiniz ama ortalama 35 kg üzerinde süt veren ineği bir ‘fabrika’ olarak algılamazsak, süt ve et üretiminde yaratmak istediğiniz sonuca ulaşamayız” (ITO, 2013).  Sermaye nezdinde inek bir fabrika gibi düşünülmektedir. Şayet bir ineğe “fabrika” gibi bakmazsak, “süt ve et üretiminde yaratmak istediğiniz sonuca ulaşamayız” denilmektedir.

Ethem Sancak, ilaç dağıtım, özel hastane, hayvancılık ve medya (star gazetesi, kanal 24) sektörlerinde faaliyet yürütmektedir.  Basına yansıyan haberlerde; Ethem Sancak, Denizli-Acıpayam’da 80 milyon dolarlık besi ve süt işletmesinde, 2013 yılında 5 bine yakın sağmal inek beslediği ve çiftliğindeki ineklerin her birinin günlük ortalama 34.5 litre süt verdiği söylenmektedir. Bir konuşmasında Sancak şunları söylüyor: “Şunu fark-ettim ki Allah’ın insandan sonra yarattığı en kutsal varlık inek. İnek çok müthiş bir mahluk.” (Patronlar Dünyası, 21.08.2014). Bu yaklaşıma sermayenin süt sektörünü ve sütün de asıl kaynağı olarak ineğin keşfi diyebiliriz. Süt ve süt ürünleri sektörüne odaklanan SÜTAŞ’ın Başkanı Muharrem Yılmaz’ın bir dönem TÜSİAD (2013’te) başkanlığını da yapması bu sektörün yükselişinin önemli bir göstergesi olarak görülebilir.

Finans sektörünün tarımla bağlantılı süt sektörüne bakışında, Yapı Kredi Bankası Grup Direktörü Aslı Düzenli’nin açıklaması önemlidir: “Tarımı stratejik sektör kabul ettik” diyen Düzenli, tarımsal üretim değerinin 2023 yılında 150 milyar dolara çıkacağına dikkat çekmekte ve bu durumun tarım sektörünü kendileri için stratejik hale getirdiğini belirtmektedir. Tarım kredileri içinde hayvancılık kredilerinin önemi konusunda ise Düzenli şunları söylemektedir: “Besicilik Kredisi ve Süt Hayvancılığı Kredisi olmak üzere hayvancılıkla uğraşan üreticilerimize yönelik iki özel krediyi geçtiğimiz yıl sunmaya başladık. Bunlara ek olarak, Hayvan Alım Kredisi ürünümüzle de hayvancılık sektörüne yatırım yapmak isteyen yeni üreticiler ve mevcut kapasitesini artırmak isteyen üreticilere 5 yıla varan vadelerle kredi imkânı sunuyoruz.” (http://tr.alhea.com/article/tarm-stratejik-sektor-kabul ettik. erişim:14.12.2015)

3.SÜT ÜRETİMİ

3.1.Sütün Üretim Değerinin Payı
Süt üretimi; Dünya’da tarımsal üretim değerinin %8’ini, hayvansal üretim değerinin ise %25’ini; Türkiye’de ise, sırasıyla, %10’u ile %45’ini oluşturuyor. (ASÜD, 2012)

2000 yılında 580 milyon ton olan Dünya toplam süt üretimi 2012’de 770 milyon tona yükseliyor. Aynı dönemler için Türkiye’nin süt üretimi, dünya ortalamasının üzerinde bir artışla, 9,7 milyon tondan 17,4 milyon tona çıkıyor (http://www.ulusalsutkonseyi.org.tr/ana/istatistik.asp?uid=58).

TÜİK’in 2014 verilerine göre ise, Türkiye’nin toplam süt üretimi 18 milyon 631 bin tondur.  2000’den bu yana süt üretiminin sürekli biçimde artığı görülmektedir.

Türkiye tarım sektöründe yaygın olan kayıt-dışılık, süt sektöründe de kedisini göstermektedir. “2010 yılında inek sütü üretimindeki kayıtlılık oranı %53,96 iken, 2011 yılı bu oranın %47, 2012 yılında ise %46,66 olmuştur. Süt işletmeleri tarafından toplanan koyun, keçi ve manda sütü miktarlarının toplam üretim miktarına oranı ise inek sütündeki orandan daha düşüktür” (USK, 2014).

Dünya’da ve Türkiye’de Çiğ inek sütünün üretim değeri istikrarlı biçimde yükselmektedir; 2000 yılında 2,725 milyon dolar olan Türkiye’nin “çiğ inek sütü” üretim değeri, 2012’de yaklaşık 5 milyar dolar olmuştur. Aynı dönemde çiğ inek sütünün dünya üretim değeri 147 milyar dolardan, yaklaşık 187 milyar dolara yükselmiştir (FAO, aktaran: ASÜD).
Türkiye’de başlıca tarımsal ürünleri oluşturan ve üretim değeri en yüksek ilk beş ürün: Çiğ inek sütü, domates, buğday, üzüm ve tavuk etidir. 2000 yılında çiğ inek sütü, buğday ve domatesten sonra 3. sırada yer alırken, 2006’dan 2012’ye kesintisiz biçimde ilk sırada yer almıştır. Aynı dönemde domates 2., buğday 3., üzüm 4., tavuk eti 5. olmuştur (FAO, aktaran: ASÜD).

Çiğ süt gıda imalat sanayinin temel bir hammaddesi olmaktadır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde üretilen çiğ sütün neredeyse hepsi sanayiye sevk edilmektedir. Çiğ sütün sanayiye gitme oranı Dünya ortalaması %54’tür. Bu oran AB’de %95, ABD’de %99’a kadar çıkabilmektedir. Türkiye’de çiğ sütün sanayiye sevk edilme oranı %44’tür.

Veriler Türkiye’de çiğ sütün sanayiye sevkinde 2011’de keskin bir düşüş yaşandığını, bu düşüş eğiliminin 2012 ve 2013 yıllarında da sürdüğünü göstermektedir. 2010’da; toplam çiğ süt üretim miktarı 12.500 ton ve bunun 6.745 bin tonu (%54) sanayiye gitmiş. 2011’de üretim 15 milyon tonu bulmuş ve bunun 7 milyon tonu (%47) sanayiye gitmiş. Mutlak olarak artış yaşanmakta ancak oransal olarak düşüş görülmektedir. 2013’te sanayiye giden süt oranı %43,5’e kadar düşerken, 2014’te yeniden bir artış (%44) eğilimi görülüyor.Sütün sanayiye gitme oranın düşmesinde süt fiyatlarının düşmesinin yanı sıra yem gibi girdi maliyetlerinin etkili olduğu görülmektedir.

3.2.Süt ve Süt Ürünleri Üretim ve Değişim Oranları

Süt üretici örgütlerinin beyanlarından bu tür durumlarda üreticinin sanayiye çiğ süt vermek yerine peynir, tere yağı vs. süt ürünleri yapımına yöneldiği görülmektedir. 2009 krizini takip eden 2010 yıllında özellikle “süt ürünleri” alanında “aşırı” bir üretim artışının (peynir % 74,3, ayran % 40,5, süttozu % 24,6, dondurma % 29) yaşandığı görülmektedir (TÜİK ve ASÜD).

3.3.Dünya ve Türkiye’de Hayvan Varlığı:
Bir ülkenin toplam hayvan varlığı ve esas olarak da verimli süt hayvanı olması ile toplam süt üretimi arasında doğrudan bir ilişki olduğu gözükmektedir. Bu bağlamda hayvan varlığına bakmak yerinde olacaktır.
2013 verilerine göre Dünya’da toplam bir milyarı aşkın sığır cinsi hayvan varlığının, yaklaşık 1/3’ü Hindistan’da. Bu ülke toplam dünya süt üretiminin %16’sını üretmektedir. Süt üretiminde ilk sıradaki Hindistan’ı, sırasıyla, ABD, Çin, Pakistan ve Brezilya izlemektedir.2012 yılında, Avrupa’daki büyükbaş sayısı 86,196 milyon; bunun 35 milyonu (en az bir defa doğum yapmış sığır anlamında) inektir. Bu ineklerin 2/3’ü süt sığırcılığında kullanılmıştır.Süt inekçiliğinde Almanya ve Fransa’nın payı 1/3’tür. ABD’de 90 milyonu aşkın sığır varlığıyla dikkat çekmektedir. (ITO, 2013) Hayvansal kaynaklı ürün ticaretinde oldukça iddialı ülkelerden biri de Yeni Zelanda’dır.

Türkiye’de 1980’lerden sonra 1990’ları da kapsayacak biçimde hayvan varlığı sistematik biçimde gerilemiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında, 24 Ocak 1980’den başlayarak uygulamaya konulan Neo-liberal tarım politikaları ile 1990’ların başında yoğunlaşan “yayla yasaklarının” etkili olduğu söylenmektedir. Türkiye’de; 1984’te 40 milyon 391 bin olan koyun varlığı (1980’de bu rakam 49 milyona yakındı) 2009’da 22 milyonun altına düşmüştür. Sonraki yıllarda bir artış olmakla birlikte, bu sayı 1980’li yılların gerisinde olmayı sürdürmektedir.

2014 (TÜİK) yılında; sığır varlığı 14.223.109, koyun 31.140.224, keçi varlığı ise 10.334.936 olarak gözükmektedir.

3.4.Sağmal Hayvan Varlığı
Söz-konusu olan süt üretimi olduğunda, hayvan varlığı yönünden daha önemli olan “sağmal hayvan sayıları” olmaktadır. 2002’de sağmal yönünden: inek sayısı 4.392.568, koyun 13.637.193, keçi 3.553.438, manda 51.626 olmak üzere toplamda 21.634.825 idi (https://ulusalsutkonseyi.org.tr/hayvan-varligi/). 2014 yılı sağmal hayvan sayıları ise yaklaşık olarak şöyledir: İnek 5.567 bin, koyun 14.511 bin, keçi 4.401 bin, manda 54.800 .

Süt üretimindeki gerçeğe ulaşmak için hayvan türlerinin ırksal durumuna da bakmak gerekmektedir. Örneğin, Jersey, Holstein ırkı ineklerde süt verimi yıllık 10 tona kadar çıkabilirken, yerli-kara ırkı inekte ise verim yıllık bir tonun altına kadar düşebilmektedir. Aynı durum koyun ve keçi ırkları için de geçerlidir. Bundan dolayı , sürekli daha verimli türler elde etmeyi amaçlayan “hayvan ıslah yöntemleri” bütün ülkelerde sermaye için önemli bir konu olmaktadır.

Türkiye’de farklı sağmal türlerin toplam süt üretimi içindeki payı incelendiğinde inek sütü lehine, manda, keçi ve koyun sütü aleyhine bir tablo görülmektedir. 1990’da inek sütü yaklaşık %83, manda %1,8, koyun yaklaşık %12, keçi % 3,3’lük bir paya sahip iken; 2014 yılında, inek sütü %91,2, Manda %0,3, koyun %6, keçi % 2,5’luk bir paya sahiptir. 2000 yılında sığır varlığının %38’den fazlasını “yerli-ırklar” oluştururken, bu oran 2014’te %15’in altına düşmüştür. Bu veriden süt sektöründe verimli olan özel cins ırklara bir yönelimin olduğunu anlayabiliriz.

3.5.Sığır İşletmelerinin Büyüklüğü
Türkiye’de küçük ve orta boy sığır işletmeleri yaygın olmakla birlikte, büyük işletmelerin payı artmaktadır. Sığır işletmelerinin yaklaşık %80’i on baş ve daha az sayıda hayvandan oluşuyor. Bu işletmeler toplam hayvan varlığının ise %40’ını temsil etmektedirler. Sadece 1-5 arası hayvana sahip işletmelerin toplam içindeki payı %60’tır. 11-25 baş sığır varlığı olan işletmeler hayvan varlığının 1/4’üne sahipler.51 ve daha üstü sayıda sığır varlığına sahip işletmelerin toplam işletmeler içindeki payı %1,3 iken, sahip oldukları büyük baş varlığı toplamın yaklaşık %18’dir. Son 11 yılda işletme kapasitesi 50 baş ve üstü (büyükbaş) olan sayısı %561 artmıştır (ASUDER).

4. YEM VE SÜT
Sermaye birikimi amaçlı hayvancılık ile aynı anlama gelmek üzere “Endüstriyel Hayvancılık” mera temelli bir hayvan beslemeden “endüstriyel yem” ile beslemeye dönüşümü kapsamaktadır.
Tarıma karlı bir sektör olarak yönelen uluslararası sermaye hayvancılıkla buluşan yeme de yönelmiş gözükmektedir.Tarım arazilerinin geniş bir bölümü ile ormandan koparılarak tarıma açılan yeni arazilerde GDO’lu bitkilerin (başta mısır ve soya) ekimi yapılmaktadır. Dünya’da ekilebilir arazilerin yaklaşık 1/3’ü hayvan yemi üretmek için ayrılmıştır. Ancak, son yıllarda, biyo-yakıt üretimi ve satışına yönelimle beraber, hayvan yemi için kullanılan alanların (bu alanların biyo-yakıt için kullanacağı) daralacağı ve yem fiyatlarının yükseleceği belirtilmektedir. Bunun bir sonucu olarak ise gelecekte et ve süt fiyatının yükseleceği tahmin edilmektedir.

Süt/yem paritesi doğrudan süt üretiminin kârlılığının değerlendirilmesinde temel bir gösterge olmaktadır. Yemi kendisi üreten veya büyük işletme olduğu için devletten destek alan süt üreticileri için yem sorun gibi gözükmemektedir. Bu firmalar sadece küçük süt üreticilerinden sütü ucuza satın almakla kalmıyorlar, çoğu zaman yem satarak da kar sağlıyorlar. Süt/yem paritesi –yem fiyatının yüksek olması- asıl olarak küçük üretici üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmaktadır.

(Devam Edecek).

Yorum Yaz