HaberlerTarım ve Toplum

Tarım Böyle Çöktü | Abdullah Aysu

Tarım böyle çöktü

Türkiye tarım ve gıda sektörü, küresel tarım, gıda ve ecza şirketlerinin denetimine verilmesi için 1980’den bu yana hükümetler tarafından var olan tarımsal yapı değiştirildi, süre içinde dağıtıldı. Çokuluslu tarım, gıda ve ecza şirketlerinin çıkarına tarımsal yapının dağıtılması, tarımımızı tahrip etti ve çöküşünü hazırladı. Tarımsal yapıda yapılan şirketler yanlısı değişiklik, verim kaybına neden oldu.

Yaşanılan verim kaybını, üretimi destekleyerek aşmak yerine tarımsal ürün ithalatının esas alınması -çiftçiyi ithalatla terbiye etme yoluna gidilmesi-, üretimin desteklenmemesi, yangına körükle gitme işlevi gördü; tarımın çöküşü bu yanlış politikalar sonucunda daha da hızlandı. Tarımda uygulanan bu yanlış ve yanlı tarım politikaları çiftçileri iflas ettirdi; üretimden caydırdı.

Tarımsal üretim sürecinde kullanılan kimyasallar ürünlerde zehir kalıntıları oluşturdu. Tarımsal üretim sürecinde kullanılan kimyasallar, toprağı ve suyu kirletti; kullanılamaz kıldı. Küresel iklim değişikliğini, kimyasallı üretim, gıda imal ve dağıtım sistemleri ile kırsalda yoğunlaşan enerji ve maden şirketlerinin kirleticiliği besledi. Tarım küresel iklim değişikliğinden de zarar görür oldu. Bütün bunların sonucunda gıda fiyatları yükseldi. Gıda fiyatlarının yükselmesiyle insanlar gıdaya erişemez oldu. Beslendikleri zehir kalıntılı gıdalar yurttaşların sağlığını bozdu. Ortaya yanlış politikalardan arındırılması gereken bir gıda krizi oluştu.

TAHRİBATTAN ÇÖKÜŞE

Türkiye’nin tarımsal yapısı birer birer dağıtılarak, dağıtılmayanlar da işlevsizleştirilerek tarım çöküş sürecine taşındı. Türkiye tarımının yapısı nasıl çökertildi? Bakalım.

Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü-(TİGEM)
1937 yılı sonlarında çiftçiye alet ve ekipman, zirai ilaç temini amacıyla boş ve ıslah gerektiren araziler üzerine 14 adet çiftlik, Zirai Kombinalar adıyla kuruldu. Sonra ordunun ve halkın gıda ihtiyacını karşılamak üzere üretim de yapılmaya başlandı.

1938 yılında, Atatürk çiftliklerini halka bağışladı. Devlet Tarım İşletmeleri (DTİ) adı altında kurumsallaştırdı.

1950’de Devlet Tarım İşletmeleri ve Zirai Kombinalar, 2929 sayılı yasa ile Devlet Üretme Çiftlikleri (DÜÇ) adı altında tek kurumda birleştirildi. Görevleri: Çiftçilerin ihtiyacı olan üretim girdileri olan; tohumluk, fide, fidan ve damızlık hayvanı karşılamak üzere yükümlendirildi.

1983’de Devlet üretme Çiftlikleri ile hara ve inekhanelerin birleştirilmesiyle Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) kuruldu. Görevleri: “…

Türkiye’nin bitkisel ve hayvansal üretimini artırmak, çeşitlendirmek ve ürün kalitesini iyileştirmek için yetiştirdiği damızlık hayvan, tohum, fide, fidan benzerlerini yetiştiricilere intikal ettirmek; bitkisel ve hayvansal üretim, yetiştirme ve ıslah konularında araştırmalar yapmak; çevre çiftçilere tarımsal teknoloji ve girdi kullanımında öncülük, öğreticilik yapmak…”

TİGEM, yurt sathına yayılmış, 38 bağlı işletmesi, 386 bin hektar arazisi ile yukarıda anılan görevleri yerine getiriyordu. Şimdi damızlık hayvan, fide, fidan üretim ve dağıtımı nerdeyse sıfırlandı. Tohum olarak da sadece sertifikalı buğday dağıtımı yapabilmektedir.

Türkiye Gübre Sanayi Anonim Şirketi-(TÜGSAŞ)
1954 yılında bir kamu şirketi olan Azot Sanayisi kurulmuş. 1984’de KİT statüsü kazanmış ve Türkiye Gübre Sanayi Anonim Şirketi (TÜGSAŞ) adını almıştır.

Son kamu fabrikası olarak, TPAO ve TÜPRAŞ tarafından 1971’de Yarımca’da İGSAŞ kuruldu. Gübre dağıtımı, 1986 yılına kadar Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş (TŞFAŞ) tarafından yürütülürken, bu tarihten sonra dağıtımda görev alan kuruluş sayısı artırıldı.

97/10244 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri, Tarım Satış Kooperatifleri, S.S. Pancar Ekicileri İstihsal Kooperatifleri ve görev verilmesi halinde TŞFAŞ ve Ticaret Odaları’na kayıtlı olup bakanlıkça izni olan kişi ve kuruluşlar dağıtımda görevlendirildi.

Özelleştirme: Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından 18.08.1998 tarih ve 98/58 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alındılar. Pazar Payı: TÜGSAŞ’ın pazar payı yüzde 25 civarındadır.

İGSAŞ’ın pazar payı ise yüzde 11’dir. Yukarıda belirtilen gübre üretim payı ile gübre piyasasını düzenlerken, şimdi şirketlerin belirleyiciliğindeki gübre piyasası nedeniyle çiftçiler gübreyi %150’nin üzerinde zamlı fiyatla satın almak zorunda kaldı.

Türkiye Zirai Donatım Kurumu-(TZDK)

1944 yılında Türkiye Zirai Donatım Kurumu kuruldu. Kuruluş amacı: Üreticinin ihtiyaç duyduğu tüm tarım makine, araç ve gereçleri ile diğer girdileri üreterek veya sağlayarak karşılamaktır.

TZDK uzunca bir dönem için girdi üreten yabancı ulusaşırı şirketlerin mallarını kırsal alana pazarladı. TZDK yalnızca il ve ilçelerde örgütlüydü.

IMF ve Dünya Bankası’nın buyruğu ile daha önce 256 şube müdürlüğü ve 5 bölge müdürlüğü kapatıldı. 1998 itibariyle; 20 bölge, 180 şube müdürlüğü ile 110 özel bayii, Adapazarı’nda bir özel müessese, Erzurum ve Urfa’da birer tarım makineleri işletmesi mevcuttu.

İmalatları: Adapazarı Müessesesi, Erzurum ve Urfa işletmelerince selektör, su tankı, treyler, toprak burgusu gibi çeşitli alet ve makineler üretti. TZDK tamamen kapatıldığı için hiçbir fonksiyonu kalmamış durumdadır.

Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu-(TSEK)

05. 02.1962 tarih ve 6/5918 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İktisadi Devlet Teşekkülleri ile Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanun kapsamına alınmış. 1963 yılında 227 sayılı yasa ile “Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu” kurulmuştur. Daha sonra bazı değişikliklere uğratılarak KİT’ler hakkında 223 sayılı Köy Hizmetleri kanunu ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu şeklinde organize edilmiş ve ana statüsü 28.11.1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kuruluş amaçları: üreticinin sütünü değerlendirmek, tüketim merkezlerine sağlıklı süt ürünleri temin etmek, özel sektörü teşvik ve ona önderlik etmek, ülkemizde süt endüstrinin gelişmesini sağlamak, sütün üretimi ve işlenmesi konusunda kooperatifleşmeyi teşvik etmek ve benzeri birçok amacı gerçekleştirmek olarak sıralanabilir. TSEK, yurt geneline yayılmış 34 işletme, 10 süt toplama merkezi, bin 857 işçisi, 300 bin ton/yıl kapasiteyle çalışan sosyal amaçlı bir KİT’tir.

Yem Sanayi Türk A.Ş

Yem sanayi 1956 yılında Yem Sanayi Türk A.Ş adı altında kurulmuştur. 1958 yılında Ankara ve Konya Yem Fabrikaları’nda ilk karma yem üretimi gerçekleşti. Bu fabrikalar ilk kurulduklarında 600 bin ton yem üretilirken, özelleştirme öncesinde yıllık üretim 4 milyon tonu aşmıştır. Türkiye’de karma yem 1734 sayılı Yem Kanunu ve buna bağlı Yem Yönetmeliği’nin 7.6.1973 tarihinde yürürlüğe girmesiyle kanuni çerçeveye ulaşabilmiştir. Yem sanayi; yurt geneline yayılmış 26 yem fabrikası, 1476 işçisi olup, 744.000 ton/yıl kapasitelidir. 1992 yılında Yem San’ın özelleştirilmesine karar verildi. İsmi de Yem Sanayi ve Ticaret A.Ş olarak değiştirildi.

Et ve Balık Kurumu Et ve Balık Kurumu

K/871 sayılı Koordinasyon Kurulu Kararıyla 1952 yılında bir İktisadi Devlet teşekkülü olarak kurulmuştur. Kuruluş amacı, üretici ile tüketici arasında denge oluştururken, diğer taraftan et ve et ürünlerinin ithalatında, alım ve kesiminden itibaren başlayan hijyenik kurallarının uygunluğunun kontrol edilebilmesiydi.

Et ve Balık Kurumu 29 et kombinası, 2 et sanayi işletmesi, 2 tavuk kombinası, 1 adet balık mamulleri fabrikası, 1 taşımacılık işletmesi ve 1 adet soğuk hava depo sahibiydi. Özelleştirilmeye kadar 50 adet parçalama yapan olmak üzere 73 adet satış mağazası bulunmaktaydı. Ayrıca GİMA’nın Türkiye genelindeki bütün mağazaları ile Ordu Pazarı’nın et reyonlarını EBK işletmekteydi. Bu şekilde oluşturulan mağaza zinciri 300’e ulaşmıştı. Besi tesisi sahibi olup, öz kaynak yetersizliği nedeniyle, hayvan ve yem temininde darboğazla karşılaşan besici için, bağlantılı alım modeli oluşturan “Sözleşmeli Besicilik Kredisi” uygulaması getirmişti.

Etlerin bir kısmından sucuk, sosis, salam, pastırma, hamburger, köfte yapılmaktaydı. Balıkta konserve ve çeşitleri artırılarak hamsi konservesinin yanında, soslu ve zeytinyağlı sardalya, istavrit, ton tipi uskumru ve alabalık konservesi üretimi ile temizlenmiş kılçıksız filetosu yapılmaktaydı. Beyaz ette de soslu tavuk eti, sebzeli tavuk konservesi, soslu sebzeli tas kebabı üretimi gerçekleştirilmeye başlanmıştı.

Ambalajlamada vakumlu ambalajlamaya geçilmiş, tüm konserve kutu kapakları modernize edilerek (ring-pull) kolay açılır sisteme dönülmüştü. Özelleştirme: EBK, 22.03.1993 tarih ve 93/2 sayılı Yüksek Planlama Kurulu’nun kararı ile “Et ve Balık Kurumu A.Ş” ismiyle özelleştirildi. Özelleştirmeleri, 1993-1994-1995’de DYP-SHP yaptı. SEK, çiftçilerin ürettiği sütü satın alıyor, EBK etin alımını yapıyor, piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenliyordu. O dönemde hayvansal ürünler sağlıklılığı tartışılmıyordu. YEM SAN hayvan yetiştiriciliğinde maliyetin %70’ine denk gelen yemi üretip çiftçilere satarak yem piyasasını düzenliyordu. SEK, EBK ve YEMSAN özelleştirilmeden önce canlı hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısıyken, özelleştirildikten sonra Türkiye dünyada canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalinde ilk sıralara yerleşti.

ZİRAAT BANKASI

1924 yılında Ziraat Bankası bir devlet kuruluşu olmaktan çıkarıldı, Anonim Şirket haline getirildi. Daha sonra 1937 yılında çıkarılan 3202 sayılı Kanun ile Banka özerk bir devlet kuruluşu haline getirildi.

Amacı: Çiftçilerin kalkınmasına, tarımsal üretimin artmasına ve tarımsal sektörün gelişmesine yönelik kredileri düzenlemek, dağıtmak denetlemek ve tarımın gelişmesine katkıda bulunacak her türlü girişimde bulunmaktır.

Krediler işletme ve yatırım kredileridir

İşletme Kredileri: Tohum, fide, gübre, ilaç, işçilik ve benzeri ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu kredilerin vadesi 1 yıldır. Yatırım Kredileri: Mevcut ve kurulacak işletmelerin yapacakları yatırımın finansmanını sağlar. Bu kredilerin vadesi uzun ve ödemesiz olabilmektedir. Ziraat Bankası gelişmiş ülkelerin ürettiği tarımsal girdiler çiftçilere TZDK, TKK ve TSKB aracılığıyla satıldı. Ziraat Bankası kredileriyle desteklemeye devam etti. Tarımda desteklerin sürdüğü, üretim girdilerine sübvansiyonların uygulandığı bir dönem yaşandı. Makineleşme hızla gelişti. Bu politikaların gerçekleşmesinde ZB’nın rolü büyüktü. 1980 yılında enflasyon oranı yüzde 90,3 iken, bitkisel ve hayvansal kredi faiz oranı yüzde 16’daydı. IMF’nin dayatmasıyla tarımsal kredi faizi sürekli yükseltildi. 1989 yılına gelindiğinde bitkisel kredi faiz oranı yüzde 65, hayvansal kredi faiz oranı yüzde 54 seviyesine çıktı. Enflasyon oranı yüzde 67,5 olarak gerçekleşti. Bugün Ziraat Bankası’nın uyguladığı piyasa faizine eş değer faiz oranı nedeniyle çiftçiler icralık durumda.
Tarım kooperatiflerinin tasfiye edilmesi

1924 yılında tarımsal kooperatiflerle ilgili bir kanun çıkarılmış, fakat uygulama alanı bulamamış. 1929 yılında 1470 Sayılı Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarılmıştır. Yönetimi ve denetimi Ziraat Bankası’nca yürütülen TKK 1972 yılında çıkarılan 1581 sayılı yasaya göre Bölge Birlikleri ve Merkez Birliği şeklinde örgütleniyor. Yönetim ve denetimi Merkez Birliği’nce yapılmaya başlanıyor. 1985 yılında çıkarılan 3223 Sayılı Yasa ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın denetimine verilmiştir. Ziraat Bankası’nın vesayetinden çıkarılıyor. Kredi Kaynakları: Ziraat Bankası kredileri, tahsil edilen sermaye ile teşkil edilen fonlar ve yedek akçeden oluşan (öz kaynaklar) kaynaklardır. 1996 yılı itibarıyla kooperatif sayısı 2.570, ortak sayısı 1.570.152, kooperatifleşmiş köy sayısı 28.140’dır. TKK, Ziraat Bankası’nın köy şubeleri gibi çalışmaktadır. Daha çok ayni kredi veriyor. Kredi çeşitleri, işletme kredileri ve orta vadeli yatırım kredileri şeklindedir.

İşletme kredileri:

Tohumluk kredileri,
Kimyevi gübre kredileri,
Hayvancılık kredileri
Tarımsal ve hayvansal ilaç kredileri,
Pazarlama kredileri
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin köy şubesi gibi çalıştırıldı. Ziraat Bankası’nın faiz politikası Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından uygulandı. Çiftçi borç batağında, üretemez durumda.

TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ- TMO

1932 çıkarılan yasa ile üretici lehine fiyatların belli bir düzeyin altına düşmemesi için devlet buğday alım satımına Ziraat Bankası aracılığıyla müdahale eder. TMO, 13.07.1938 tarih ve 3491 sayılı yasa ile İktisadi Devlet Kuruluşu olarak kuruldu.

Görevleri: Üreticilerden tahıl satın almak, alınan tahılları iç ve dış pazara sürmek, devlet tahıl yedeklerini oluşturmak, iç pazarda ürün fiyatlarını düzenlemek, tahıl standardizasyonunu izlemek un değirmenleri, ekmek fabrikaları, tahıl ambarları kurmak ve benzeri görevler TMO’ya verilmiştir. TMO’nun kuruluşundan amaçlanan, çiftçilerin tüccara karşı korunması, yani çiftçinin pazar sorununun çözülmesidir.

1998 itibarıyla;

Alımları: 8 milyon ton

Şube sayısı: 72

Satış mağazası: 6

Tesisli ekip sayısı: 30

Geçici ekip sayısı: 125

Üreticiye hizmet veren toplam nokta sayısı: 544

Liman siloları: 590.000 ton

İç bölgelerdeki silolar: 1.150.000 ton

Yatay depolar: 1.769.150 ton

Modern açık yığın depolama üniteleri: 915.000 ton

Buğday stoku: 5.044.611 ton

Buğday üreticisi ve tüketicisi için piyasayı düzenleyen TMO işlevsizleştirildi. Buğday piyasasında düzenleyici etkisi kırıldı. Çiftçiler 1.7 milyon hektar arazide buğday üretiminden vazgeçti. Türkiye buğday ithalatçısı konumuna geriledi.

TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ (TSKB)

Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri (TSKB) 1935 tarih ve 2834 sayılı yasaya göre kurulmuştur. 1984 yılında bu yasanın yerini 238 sayılı kanun Hükmünde kararname almış. 1985 yılında 3186 sayılı yasa ile kararname kanunlaşmıştır. 2000 yılında 4572 sayılı yasa çıkarılarak TSKB’nin pazarlama ve entegre tesisleri A.Ş’lere dönüştürülerek özelleştirilmiştir. Birer serbest piyasa aktörü haline getirilmiştir.

Birlikler;

1- TARİŞ- 1937
2- FİSKOBİRLİK- 1938
3- ÇUKOBİRLİK- 1940
4- KOZABİRLİK- 1940
5- ANTBİRLİK- 1952
6- MARMARABİRLİK- 19547-
GÜLBİRLİK – 1954
8- TASKOBİRLİK- 1958
9- TRAKYABİRLİK- 1960
10- GÜNEYDOĞUBİRLİK- 1968
11- TİFTİKBİRLİK- 1960
12- KARADENİZBİRLİK- 1978
13- KAYISIBİRLİK- 1992
TÜRKİYE ŞEKER FABRİKALARI A.Ş (TŞFAŞ)

8 Nisan 1925 gün ve 601 sayılı “Şeker Fabrikalarına Bahşolunan İmtiyaz ve Muafiyet Hakkında Kanun”u çıkararak özel kesimi sanayi yatırımlarına yönlendirmeyi hedeflemiştir. Bu yasayla özel sektöre oldukça önemli olanaklar sağlanmıştır. Ticaret Bakanlığı’nın saptayacağı bölgeler içinde 25 şeker fabrikası kurma ve işletme hakkı veriliyordu. Uşak ve Alpullu fabrikalarının ardından Eskişehir ve Turhal fabrikalarının temeli atılmış, ilk şeker 26 Kasım 1926 yılında Alpullu’da üretilmiştir.

TŞFAŞ,

500 büyük firma içerisinde ilk 10’da
Çalışan sayısında 3.
Öz sermayede 5. oÜretimden satışlarda 6.
Satış hasılatında 7. oİhracatta 9.
Fabrika sayısı 27
Alkol fabrika sayısı 4
Makine fabrika sayısı 6
Tohum işleme fabrika sayısı 1
Araştırma Enstitü sayısı 2 Türkiye tarımının dinamosu sayılabilecek şeker fabrikalarının çoğunluğu yakın zamanda özelleştirildi. Çiftçiye darbe indirildi.

TÜTÜN İÇKİ VE TEKEL

Tekel 1841 tarihinde kurulmuştur. 1926 yılında 790 sayılı kanun ile üretimin devlet inhisarı yürütülmesi öngörülmüştür. 1932 yılından itibaren İnhisar Genel Müdürlüğü, 1941 yılından sonra Tekel Genel Müdürlüğü olarak sürdürülen alkollü içki üretim faaliyetleri, 1942 yılında yayımlanan “İspirto ve İspirtolu İçkiler Kanunu” ile yasal düzenlemesine kavuşmuş. Distile alkollü içkilerin üretimi, 4250 yasa gereği devlet tekeli altına alınmış, bu görev Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Alkollü İçkiler Sanayii Müessese Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet göstermiştir. Özelleştirme öncesi 25 Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü, 8 sigara fabrikası, 28 alkollü içki üreten fabrika ve imalathane (3’ü suma fabrikası), 80 baş müdürlük, 20 tuz işletmesi bulunmaktadır.

TEKEL

İhracatta 1. sırada
Çalışan sayısında 1. sırada
Brüt katma değerde 2. sırada
Üretimden satışlarda 3. sırada
Satış hasılatında 4. sırada
Öz sermayede 5. sırada
1997 karı 397 trilyon lira
500 büyük firma sıralamasında 3. sırada
TEKEL’in özelleştirilmesi sonrasında Türkiye’de tütün üretimi iyice azaldı. Tütün üreticisi çiftçiler çiftçilik mesleğinin dışında çalışmak zorunda kaldı. Soma’daki son maden kazasında ölenlerin çoğunluğu geçmişte tütün üreten, TEKEL’in özelleştirilmesi sonrasında üretemeyen çiftçilerdi.

ÇAY KURUMU (ÇAY-KUR)

Çay, mandalina, portakal gibi ürünlerin yetiştirilmesini teşvik etmek için 1924 tarih ve 407 Sayılı Kanun çıkarılmıştır.

1937 yılında çay üretimi için ilk etkili girişimler başlatılıyor. 1938 yılında ilk çay ürünü elde ediliyor. 138 kg kuru çay elde ediliyor. 1940 yılında 3788 Sayılı Çay Kanunu çıkarılıyor. 1950 yılında ekonomik alanda üretime geçildikten sonra tarımı, Tarım Bakanlığı’nca, yaş çay satın alma ve kuru çay üretimi ve pazarlaması ise Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nca yürütülmesi kararlaştırılmıştır.

İktisadi Devlet Teşekkülleri, Müesseseleri ve İştirakleri Hakkındaki 440 sayılı yasaya uygun olarak 6 Aralık 1971 tarihli ve 1407 Sayılı “Çay koruma Kanunu” ile Çay Kurumu adı altında tüzel kişiliğe sahip, tarım, üretim ve pazarlama dahil faaliyetleri üstlenerek 1973 yılında fiilen çalışmaya başlamıştır. 2929 Sayılı Kanunla kurum 1982 yılında “Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü” adı altında bir kamu iktisadi kuruluşuna (KİT) dönüştürülmüştür. Bu kanun 233 sayılı KHK ile düzenlenmiştir. 04.12. 1984 tarih ve 3092 sayılı Kanunla çay tekeli kaldırılmıştır. Kanunla çay tarımı, işlenmesi ve satışı serbest bırakılmıştır.

ÇAY-KUR,

Çay tarımı yapan aile sayısı 204 bin
Çalışan sayısı (kampanya dönemi) 30 bin kişi
45 yaş çay işleme fabrikası, 3 paketleme fabrikası (İst-Ank ve Rize), 1 çay enstitüsü,1 tamir fabrikası
9 pazarlama bölge müdürlüğü
2950 alım yeri ve 1403 eksper çalışmaktadır.
ÇAY-KUR, bilindiği üzere Varlık Fonuna devredildi. Akıbeti bilinmemektedir.

Evet, Türkiye tarım yapısı önce de pek iyi değildi belki. Bu devamlı eleştiriliyordu. Kooperatiflerin yapısı demokratikleştirilsin, üretimden pazarlamaya zincirin halkaları üretici ve tüketici lehine düzenlensin diye önermelerde bulunuluyordu. Üretim girdisi üreten ve pazarlayan destekleme kuruluşlarının daha iyi olması için çiftçiler sürekli görüşlerini ve memnuniyetsizliğini dile getiriyordu. Çiftçiler bu yapıların düzeltilmesini beklerken sahibi oldukları kooperatiflerinin entegre tesisleri şirketlere dönüştürülerek özelleştirilmesinin yolu açıldı. Üretimden pazarlamaya zincirin halkaları koparıldı. Bugün koparılan o halkalar şirketler için oluşturuluyor. Çiftçileri destekleyen destekleme alımı yapan kuruluşlar ile üretim girdisi sağlayan kuruluşlar (KİT) dağıtıldı, özelleştirildi. Böylece Türkiye tarımı çökertildi. Çiftçilerin ürettikleri ürünlerin fiyatı ve satın alıcısı tek başına şirketler şimdi. Bütün belirleyicilik şirketlerde. Çiftçiler şirketlere mecbur kılındı. Türkiye tarım ve gıdası üretimden pazarlamaya tüm zincirin tüm halkaları şirketlerin denetimine geçti.

Yemek yemek politik bir iştir
Yeni bir senaryo ile karşı karşıyayız. Bu senaryonun adı her ne kadar açık seçik bir biçimde ortaya konulmuyor olsa da şudur: Çiftçiliği ortadan kaldırmak, üretimden pazarlamaya zincirin halkalarını tamamen şirketler için yeniden düzenleme işidir. Bu filmin giriş sahnesi tanzim satışlar ile yapıldı. Gelişme sahnesinde Hal Yasası değiştirilecek. Sonuç bölümünde Türkiye tarımı şirketlerin belirleyiciliğine teslim edilecek. Mağdurlar, çiftçiler (üreticiler) ile halk (tüketiciler) olacak.

Tanzim satışlar Tanzim satışlar iktidar için bir taş ile iki kuş vurma hali. Seçimler var, yükselen gıda fiyatını aşağı çekme propagandası ilk vuruş. Seçim sonrası, “bakın tanzim satış ile nasıl fiyatları aşağıya çektiysek, aracılar olmayınca fiyat nasıl düşüyorsa hal yasasını değiştireceğiz, aracıları aradan çıkaracağız, fiyatı böyle düşüreceğiz” ise ikinci vuruş olacak.

Öncelikle şunu belirtelim: Neden ürün fiyat spekülasyonları baharlık ve yazlık tüketimi olan ürünler üzerinden ağırlıklı olarak yapılıyor. Üretim girdisi bu kadar yüksek iken, mazot fiyatı roket misali yükseliyorken, mazot kaynaklı nakliye fiyatları artıyorken ürün fiyatlarının aşağı çekilmesi mümkün değil. Şu an hallere göre tanzimlerde düşük olan fiyat sübvanse edilmiş fiyatlardır. Nakliyesi ve çalışanlarının maaşı devlet tarafından karşılandığı için ürün fiyatlarına eklenmemiş durumdur.

Kaldı ki tanzim satışlarda oluşan kuyruklar da gösteriyor ki; ihtiyaca yanıt vermekte yetersizdir, aynı zamanda kalıcı da değil. Bakın tanzim satışlardan sorumlu olan Tarım Kredi Kooperatifleri’dir (TKK). TKK Genel Müdürü Fahrettin Poyraz: “Tanzim Satışta 2.5 aylık planlamamız var” demektedir. Günü kurtarmak -siz seçimi kurtarmak olarak düşünebilirsiniz- bir sonraki hamle olan hallerin özelleştirilmesi için de altık oluşturacak bir yanılsama yaratma aracıdır bu Tanzim Satışlar.

Zaten bu bir sır da değil. Abdülkadir Selvi, Hürriyet’teki köşesine de taşıdı. Yeni bir gıda paketinden bahsediyor Selvi: “…Merkez Bankası bugün yaşadığımız sıkıntıyı önceden görerek 2016 yılında bir yol haritası belirlenmiş. Keşke sorun kapımızı çalmadan önlemler geliştirebilseydik. Ama krizler üzerinden çözümler üreten bir yapımız var. Belki bu krizler üzerinden çözümler üreten yeni bir sistemi inşa edeceğiz. Sistemin yapı taşları 1- Sözleşmeli tarım: Büyük komisyoncular ve bazı büyük marketler önceden üreticiye avans vermek suretiyle ekim yaptırıyor. Nükleer santral, baraj, köprü ihalesine giren büyük şirketlerimiz olduğu gibi, sözleşmeli tarımla güçlü bir sermayenin sektöre girmesi amaçlanıyor” diyor.

Buradan da anlaşılacağı üzere bu sorun fiyatların yükselmesi ile ilgili değil tek başına. 2016 yılından beri planlanmış ekonomik ve politik faaliyet var ortada. Krizden bahsediliyor: İktidarda 15 yıldır kim var? AKP. O halde kriz kimin AKP’nin, yani ekonomik ve politik uygulamalarının sonucunda çıkan bir kriz. “Krizler üzerinden çözümler üreten bir yapımız var”ı tersten okuduğumuzda, krizi biz çıkarttığımız için çözümünü biliyoruz zaten diyebilir miyiz? Neden demeyelim?

Çiftçiler sözleşmeli üreticilikle şirketlerin sistemine bağlanacak. Çiftçi yıllara dayalı bilgi birikimini, deneyimini terk edecek. Sözleşmeli üreticilikle hangi ürünü ekecek, ne zaman ekecek, ne zaman hasat edecek hepsine şirketler karar verecek. Yani çiftçi bağımsız üretmeyecek, tarlalarını üste vererek şirketlere tarla bekçisi olacak. Ve Selvi, yazısında Hal Yasası’nın değişeceğini, değişecek Hal Yasası’na bir dizi güzelleme yaparak bitiriyor.

Hal Yasası değişiyor

Birkaç yıldan bu yana hükümet, “Bu ay enflasyonun nedeni biber, bu ayınki domates, bu sezonun da soğan” diyor, sebze ve meyve fiyatlarını günah keçisi olarak gösteriyor. Son bir yıldır da, “durumu düzelteceğiz, sebze, meyve ve diğer ürünleri ucuzlatacağız!” diye sıkça söylüyor. Bu söylemlerinden sonra haller ile ilgili bir kanun teklifi hazırlandığı duyumu kulaktan kulağa dolanıyor. Kanun taslağının adı: “Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Taslağı.” Lafı dolandırmadan söyleyelim. Bu kanun teklifi ile mevcut Hal Yasası değişiyor, değiştiriliyor. Hal Yasa Taslağı 21 maddeden oluşuyor. Pek çok maddesinde hallerin Anonim Şirketlere verileceğinin altı belirgin biçimde çiziliyor.

Mevcut kanun ne diyor? 2010 yılında çıkan Hal Kanunu şöyle diyor: “Gerçek veya tüzel kişiler ile belediye sınırları içinde belediyeler, büyükşehir belediye sınırları içerisinde büyükşehir belediyeleri tarafından kurulur.” Taslağın 8. maddesinde net biçimde, “toptancı halleri belediyeler tarafından kurulamayacak” diyor. Görüldüğü üzere kanun esasen halleri özelleştirme kanunu! Kanun taslağının özü bu, gerisi teferruat! “Zaten mevcut hallerin durumu, hal değil; kötü ve sorunlu. Halktan çok komisyoncu ve diğer aracılardan yana” diyebilirsiniz. Eğer böyle düşünüyor ve değerlendiriyorsanız haksız sayılmazsınız. Peki, çözüm halleri özelleştirmek midir? Değil, asla ve kata! Çünkü ihtiyaç; hallerin özelleştirilmesi değil. Aksaksız bir biçimde üretici ve tüketici lehine çalıştırılmasıdır. Aracıları kaldıracak biçimde Hal Yasası’nın yeniden düzenlenmesidir. Şu an hallere yönelik aksak, yetersiz ve olumsuz ve demokratik biçimde yönetilmediğine yönelik söyleyeceğiniz/söyleyeceğimiz her şey doğru.

Düzeltilmesi gerekli, bu da doğru! Ancak hallerin hala kamu yönetiminde olması nedeniyle daha iyi olmasını istemek, düzelmesini, halkın (üretici ve tüketici) lehine yönetilmesini kamudan isteme hakkımız halen var. Çünkü hallerin yönetimi henüz şirketlerde değil, kamuda. Hallerin kamuda olması nedeniyle, halk (üretici- tüketici) lehine yönetilmesini istemek için olanak sunuyor. Hal(ler) özelleştirildiğinde ise halkın bu hakkı, olmayacak. Bırakalım halkın haklarını hükümetlerin bile halkın lehine şirketlerden bir şey talep etme ve yaptırımı olamayacak. Çünkü şirketlere ait hallerin nasıl yönetileceğine şirket sahipleri karar verecek ve uygulayacak. Bilindiği üzere şirketler halkın taleplerine, hükümetlerin isteğine göre değil, paranın sesinin geldiği ve geleceği yere göre yönünü belirler ve yönetilir. Şirketlerin kurulma nedeni de, halktan kar etmek, sırtından semirmektir zaten.

Süper toptancı halleri

Taslak kanunlaşır ise hallerde ticarete konu edilecek ürün çeşidi artacak. Madde 3/f: “Ticarete konu sebze, meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ürünleri, arı ürünleri, kesme çiçek ile arz ve talep derinliğine göre Bakanlıkça belirlenecek diğer gıda ürünleri ve tarımsal ürünler hallerde alınıp satılacak.” Yani hallerin ticarete konu edilecek ürün yelpazesi kapsamı genişliyor. Haller, artık süper haller (süper toptancı marketler) haline geliyor.

Halleri hangi şirketler alabilir?

Madde- 3/16 şöyle diyor: “Üretim bölgesi ve tüketim bölgesindeki toptancı hallerinde;

Laboratuvar,
Soğuk hava deposu,
Elektrik ticaret platformu,
Müstakil depolar,
İdare binası,
Bilgi işlem merkezi,
Giriş-çıkış kapısı/turnike sistemikantar,
Otopark,
Atık işleme ve depolama alanları,
Sosyal donatılan ile toptancı hali kurulacak yerlerdeki üretim yapısı ve tüketim kapasitesi ihtiyacına göre yönetmelikle belirlenen diğer altyapı ve hizmet tesislerinin bulunması zorunludur” diyor. Yukarıdaki zorunlulukları tek tek sıralanan böylesi halleri kim/kimler kurabilir? Bu özellik ve imkânlara sahip olanlar, olabilecekler.

Peki kim bunlar?

Marketler zinciri şirketler. Yani Hal Yasası Taslağı kanunlaşacak olursa üretimden- pazarlamaya zincirin halkaları, büyük olasılıkla süper market zincirlerinin kontrolüne geçecek. Üretim ve ürettiklerimizle beslenmemizin sağlıklılığı, yeterliliği, devamlılığı kamunun yükümlüğü olmaktan çıkacak, şirketlerin vicdanı ile cüzdanı arasına yerleşecek.

Şirketlere sağlanan olanaklar

Haller sadece özelleştirilmiyor. Halleri alacak olan şirketlere kamu tarafından pek çok avantajlar sunuluyor. Yani hallerin şirketlere altın tepside sunulmasının sonrasında yemeğin üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı da ikram ediliyor.

Nedir bunlar?

Şirketlere sağlanan avantajlar hazırlanmış kanun taslağında şöyle yer alıyor: Madde 3/6: Özel mülkiyete ait arazilere ilişkin kamulaştırma işlemleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılır. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırma yapılabilir. Kamulaştırılan alanlar Hazine adına tapuya tescil edilir. Kamulaştırma bedeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca karşılanır.

Madde 3/7: Toptancı hali yeri olarak belirlenmiş alanlarda bulunan kamu kurum kuruluşlarına ait taşınmazlar bedelsiz olarak resen Hazine adına tapuya tescil edilir.

Madde 3/8: Toptancı hali yeri olarak belirlenmiş alanlardaki Hazineye ait taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcıya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hasılat payı alınmaksızın kırk dokuz yıla kadar bedelsiz olarak bağımsız ve sürekli nitelikli doğrudan irtifa hakkı tesis edilir.

Madde 6/2: Üretici örgütleri, ortak ve üyeleri ile ortak veya üyeleri dışındaki üreticiler ve diğer üretici örgütlerine ait malların toptan ve perakende olarak alım ve satımını yapabilir ve ortakları ile üyelerinin mallarının satışına aracılık edebilir. Muhtemelen hal sahibi şirketlere sözleşmeli üreticilikle çiftçileri kölelik koşullarında çalıştırmanın yanında sağlanacak bir başka olanak, gıda ithalatı imtiyazı olacaktır. Bu da, çiftçilerin hem ürün fiyatlarını baskı altında tutmak hem de yeni ek kazanç sağlayıcı alan açmak olacaktır.

Pazarlama

Pazarlamada adil ve doğru olan sistem, üretimden pazarlamaya zincirin halkalarına üretici ile tüketicilerin birlikte sahip olduğu karar birliği ile belirlediği yapıdır. Bu yapılar da kooperatiflerdir. Üretim alanlarında üreticilerin kuracağı kooperatifler ile tüketicilerin şehirlerde kurulacak kooperatifler aracılığıyla, aracılar kaldırılarak üretimden pazarlamaya zincir oluşturulması düşünülmeden, üreticiyi ve tüketiciyi hesaba katmadan halleri şirketlere devrederek, şirketler için yeni kazanç alanları açmak yanlış ve yanlı bir politikadır. Sözleşmeli üreticilikle çiftçiler şirketlerin güdümüne sokuluyor. Tarımsal bilginin ve deneyimin kaybolmasının yanı sıra tarım ve gıda şirketlerin belirleyiciliğine girecektir. Başka bir deyişle üretim ve beslenme sistemimiz, “Halkın karnını şirketler doyursun” aymazlığı ile öz ve biçim değiştirecek! Kabul edilebilir bir şey değildir. Evet. Haller beslenme politikası ile doğrudan ilgili. Unutmayalım; yemek yemek politik bir iştir. Haller özelleştirmemeli, halkın yararına olacak şekilde düzenlenmelidir.

Sonuç

Tarımda yapısal sorunlarımız var. Türkiye tarımında daha önce üretim girdilerini sağlayarak ve destekleme alımları yapan ve piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenleyen kurumlar vardı. Bunların yeniden tesis edilmeye muhtaçlığı var tarım sektörünün. Tarımsal yapı dağıtılmadan evvel, hayvan yetiştiricilerinin sütünü satın alan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), etlerini alıp işledikten sonra piyasaya süren Et ve Balık Kurumu (EBK) piyasayı üretici ve tüketici lehine düzenliyor; şirketlere karşı koruyordu.

Hayvancılıkta maliyetin yüzde 70’ni oluşturan yemdir. Özelleştirme öncesi kamunun kurduğu Yem Sanayi (YEMSAN) yem fiyatlarının yükselmemesi için yem üretiyor ve hayvan yetiştiricilerine satıyordu. Bugün YEMSAN olmadığı bir kilo yemin fiyatı 1 litre sütün fiyatını geçmiş durumda. Yemde kullanılan mısır ve soyada net ithalatçı konuma geldik. Bu ithal edilen mısır ve soyanın GDO’lu olması sağlık konusunda risk oluşturduğuna dair endişe yaygın. EBK, SEK ve YEMSAN’ın özelleştirilmesinden sonra hayvancılık geriledi. Hayvan ihracatçısıyken şimdi ithalatçı olduk. Sadece son verilere baktığımızda 2018 yılının ilk 10 ayında 2017’e göre ithalatımız yüzde 19 arttı. 2017’de büyükbaş ithalatımız 85 bin baş iken, 2018’de 101 bin başa yükseldi.

Besi hayvan ithalatımız yüzde 86 arttı. 2017’de 537 bin baş olan besi ithalatımız 2018’de 1 milyon başa çıktı. Kasaplık artışımız ise yüzde 100 arttı. 2017’de 66 bin büyükbaş iken, 2018’de 132 bin büyükbaşın yanı sıra 349 bin küçükbaş hayvan ithal ettik. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) buğday, arpa, pirinç, bakliyat ve mısırı alıyor piyasayı düzenliyordu.

Bugün TMO bu görevinden alıkonulduğu işlevsizleştirildiği için ürün fiyatları maliyetleri karşılayamaz oldu. Hububat çiftçisi de şu an 1.7 milyon hektar arazide hububat üretemiyor. Sonuç Türkiye her yıl 4-4.5 milyon ton buğdayı ithal etmek zorunda kalıyor. 2018’in ilk 10 ayında 4 milyon 642 bin ton buğday ithal ettik. İthal ettiğimiz bu buğday için şirketlere 1 milyar 11 milyon dolar, bizim kendi paramızla 4 milyar 644 milyon TL ödedik. Önemli bir üretim girdisi olan gübrenin yüzde 35’inden fazlasını kamuya ait gübre fabrikaları üretiyordu. Bu fabrikalar piyasayı regüle ederek gübre fiyatının yükselmesini engelliyordu. Gübre fabrikaları özelleştirildi. Piyasa tamamen şirketlerin belirleyiciliğine geçti. Kullandığımız gübrenin 1/3’ü ithal ediliyor.

İçerde üretilen gübre hammaddesinin yüzde 95’i ithal ediliyor. Bu nedenle gübre fiyatlarının yükselişi durdurulamıyor. 2017 yılında Amonyum Sülfatın fiyatı 617 TL iken 2018’de 14 bin TL’ye yükselmiş durumda. Diamonyum Fosfat (DAP) 2017’de 1493 TL iken 2018’de 3 bin 200 TL oldu. potasyum ve nitratlı gübreler yüzde 100 arttı. Bir başka önemli girdi olan mazotun fiyatı benzini geçti.

Tohumun yüzde 60’ı ithal ediliyor. Yerli tohumda kalite sorunu yaşanıyor. Elektrik en sık zam gören bir girdi olduğu için elektrik ve su konusunda icralık durumda. Bu gerçekliklere karşın çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı sürekli bakılanıyor. Tarım Kanunu’na göre 2019’da verilmesi gereken destek miktarı 44 milyar TL olması gerekirken 16.1 milyar TL olarak belirlendi. Bütün bu tablo tarımın hükümetler eliyle çökertildiğini gösteriyor. Gerçekler böyle iken suçlu olarak yalnızca aracıların gösterilmesi eksik ve yetersiz kalıyor. O zaman şunu sormamız gerekmiyor mu? 2017’de 10 kg soğan 5 TL iken aracılar yok muydu? Aynı aracılar o zaman da vardı bugün de var. O halde neden 2017’de 10 kg soğan 5 TL idi de 2018 sonunda neden soğan fiyatı yüzde bin artarak 1 kg 5 TL’ye yükseldi. Üretimde piyasayı düzenleyecek kurumlar oluşturulmadan pazarlama bölümünü anlatmak eksik olur.

Abdullah AYSU, Çiftçi-Sen Genel Başkanı


Kaynak: Yeni Yaşam – 16 Şubat 2019 https://www.karasaban.net/tarim-boyle-coktu-abdullah-aysu/

Yorum Yaz