EğlenceHaberler

Kedilerin Şiirselliği!

Enver TOPALOĞLU, Gazeteduvar.com

Kedilerle Oynayan Şiirler

İkinci Yeni dalgasının olduğu kadar modern Türkçe şiirin de ufkunu açan yelpazesini genişleten şairlerden Edip Cansever’in 1970’te yayımlanan “Kirli Ağustos” adlı kitabında “Ha Yanıp Söndü Ha Yanıp Sönmedı̇ Bı̇r Ateş Böceği” adlı uzun soluklu şiiri yer alır. Şiirdeki kedi benzetmesi bir hayli dikkat çekicidir. O bölümü okuyalım:

Sensiz bensiz bir sorudur
Temmuzlar kedi yavruları gibi sokulurken ağustosa
Ve ağustoslar eylüle
Bir yol alış duygusudur ki, biliriz
İnsanlar zamanlardan önce boğulur.

Kedi diyorum ve kedinin bana çağrıştırdıkları arasında eşik en başta geliyor. Acaba başkalarında da bende olduğu gibi kedi adı eşik çağrışımı yaratıyor mudur? Kedinin bendeki en önemli çağrışımının eşik olması önemli, ama bu yazının odağı bu değil. Eşiğinse bana hatırlattıklarının başında Sabahattin Kudret Aksal’ın aynı başlıklı şiiri gelir:

Bir yaz günüydü bırakmışım arkamda
Yürüyordum sokaklar tozdu, yapılar
Boz bulanık bir su gibi akıyordu
Bir kadın çamaşırını asıyordu
Penceresinde yitirilmiş anılar
Burnumda çürümüş yemiş kokuları
Sokaklar yeniden yeniden sokaklar
Yer bitirir en güzel aydınlıkları
Geceyle gündüzün kavşak noktasında
Havada kanat vuran kuştu çirkin
Ve şaşkın baktım birdenbire karşımda
Olağanüstü eşiği güzelliğin.

Zorlu bir kış geçirdik. Hala da bitmiş değil kara kış. Zorlu kış deyince “bir başka İsmet Özel”in “bir başka şiirini” hatırlamamak mümkün değil. Özel’in “Evet İsyan” adlı kitabında yer alan “Yıkılma Sakın” şiirinden bir bölüm okuyalım:

sana durlanmış kelimeler getireceğim
pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
seni çünkü dik tutacak bilirim
kabzenin, çekicin ve divitin
tutulduğu yerden parlayan şiir.

zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
acılar bile duymadım kof yürekler önünde
beynim her sabah devrimcinin beyniydi
ayaklarım donukladı gelgelelim
sağlığın yerinde mi?

yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşmazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?

ŞİİR İÇİN DÖRT MEVSİM BAHARDIR

Baharın gelişini müjdeleyen badem, erik ağaçları, nergisler, mimozalar olduğu kadar kedi sesleridir de. Damdaki kediler, bahçelerdeki kediler, evlerdeki kedilerin saati baharı sağır sultanların bile duyacağı çan ve tellal sesleriyle müjdeler. Baharın bir değil birçok çanı, birçok meydanı ve saati vardır. Kediler de o çanlardan, o tellallardan, o meydan saatlerinden biridir.

Aslında mevsim ne olursa olsun sevgililer gününden sonrası bahardır, yazdır. Sevgililer günüyse birbirini sevdikten sonra elbette bir günden ibaret değildir. Kaldı ki şiir için dört mevsim bahardır. Kış bile şiirlerde, bahar geleceği için kıştır.

“Kedilerle Oynayan” başlığından da anlaşılacağı üzere modern Türkçe şiirde kedilere yer veren şiirlerden kısa bir derleme yaptık.

Modern Türkçe şiirde kedi konusunun, temasının, izleğinin peşine düştüysek ilk uğrağımız elbette ki Nâzım Hikmet’in “Masalların Masalı” başlıklı şiiri olacaktır.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek…

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…

Nâzım Hikmet’in şiirinde de bir eşik söz konusudur. Şair de çınar da kedi de bir eşikte dururlar. O eşik önce suyun başıymış gibidir ama aslında suyun başı da bir eşikte durmaktadır. Şair su başını, çınarı ve kediyi rastlantısal olarak bir araya getirmiş olamaz. Yine de kedi ve eşik arasında kurduğumuz bağın kişisel olduğunu belirtelim. İki varlık arasındaki ilişkiyi özetlemek için de kediler eşiği sever eşikler de kedileri kucaklar diyelim ve başka bir şiir okuyalım.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz