HaberlerHalk SağlığıTarım ve Toplum

Suyun Yaşamsal Önemi ve Gelecek

Ali Taş, Vet.Hek.,Dr.

Bilimsel  Açıdan

Evrim bilimi yaşamın suda başlayıp oradan karaya geçişine dair sayısız veri ile dolu. Yaklaşık 400 milyon yıl önce sudan karaya geçen su ve hücrelerden oluşmuş yaşamsal formların geliştirdikleri koruyucu deri tabakaları bu organizmaları çevresel koşullardan korumuş oldu.

Vücudun yaklaşık 3’te 2’si sudan oluşur ve bu su vücut sıvıları halinde dinamik bir değişim halindedir. Bu değişim ile hücre duvarları ve hücreler arası mikro element, besin ve enzim sistemleri çalışır halde tutulur.

Su, yüksek bir ısı kapasitesine sahip olup bu nedenle homeostaz (Vücudun dış ortama uyumu ) için kritiktir. Çok düşük bir viskoziteye sahiptir. Yüzey gerilimi yüksektir. Vücutta hücre içi% 60 ve hücre dışı% 40 oranda dağılmıştır. Vücut suyu sabit elektrolit katılımı ile bir çözeltiye benzer ve elektrolit düzeni ile birlikte bir görev ünitesi olarak çalışır. Bu iki parçadan birinde oluşacak bir değişiklik genellikle diğerine de yansır. Güçlü bir kayganlaştırıcıdır. Su besinleri, gazları, atık ürünleri ve hormonları taşır ve Asit / Baz denge mekanizmasının merkezinde bulunur. Reaksiyonların gerçekleştiği ortamı sağlar. Isı dağılımında rol oynar. Su, sindirim sisteminin gastrointestinal sistem boyunca hareketini kolaylaştırır ve besinlerin bağırsak duvarı boyunca emilmesinde kilit bir rol oynar. Solunum, su dengesinin korunmasında ve homeostazın sağlanmasında rol oynar. Vücut yağı arttıkça, vücut su içeriği azalır.

Su Gereksinimi

Su gereksinimi yaş, beslenme, fizyolojik durum, vücut ağırlığı, iklim, aktivite, hayvanın üretim yönü (süt, et vb.) gibi birçok faktörden etkilenir. Bu nedenlerle gereksinim miktarını kesin olarak belirlemek oldukça güçtür. Bu nedenle bildirilen veriler yaklaşık değerlerdir.

Sığırlarda su tüketimi tükettiği yem miktarı ve rasyonun bileşimi, hava koşulları,  süt verimi ve laktasyon dönemi gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte tüketilen kuru maddenin yaklaşık 4-6 katıdır. Günde 25-30 litre süt veren 600 kg canlı ağırlığındaki bir süt ineğinin günlük su tüketimi 100 litreye kadar çıkabilmektedir. Ahır içinde tüm hayvanların her zaman kolayca ulaşabileceği yeterli sayıdaki suluklarda (gurubun en az %10’unun istediği zaman su içebilmesine izin veren yeterli yalak alanı) temiz, serin ve taze su bulundurulması gereklidir. Bu yapılamadığında günde -çevre sıcaklığı göz önünde tutulmak kaydı ile- en az 3 öğün sulama yapılmalıdır. Sıcak havalarda öğün sayısı artırılmalıdır.

Koyun ve keçiler çok sıcaklarda meraya çıkarılmazlar bunun yerine, sabah serinliğinde veya gece meraya çıkarılırlar.  Vücut ağırlıkları ile orantılı olmak üzere su tüketirler ama bu tüketim, serinde otlatılmaları nedeniyle sığırlarınki kadar fazla değildir. Kış aylarında ağılda barındırılmak zorunda olan bu hayvanlar, kuru yem ile beslenme ve yalama taşları nedeniyle su tüketimleri genellikle yaz aylarındaki miktar ile aynıdır.

Buzağı, kuzu ve oğlaklar doğumun ardından ağız sütü ile ve arkasından da süt ile beslenmeye devam ettiklerinden ve sütün de %87’si su olduğundan dolayı, süt tükettikleri sürece suya gereksinim duymazlar. Kaliteli kaba ve konsantre yeme geçtikten sonra buzağılar günde 2-3 L, kuzu ve oğlaklar ise 1-1,5 L su tüketirler.

Kafes veya yer yumurta tavukçuluğunda kaliteli su tavuklar için çok önemlidir. Su gereksinimi genel olarak tükettikleri yemin 1,5-2 katı kadardır. Bu miktar çevre sıcaklığının arttığı koşullarda yükselir. Yarka dönemi sonu ve ilk yumurtaya başlama dönemi olan 16-20ci haftalar arasında ve 21-270C sıcaklıkta 100 baş yumurta tavuğu 7,0-15,0 L su tüketir. Bu tüketim 21-25 ci haftalar arası 10,0-18,2 L’ye ve 25 ci haftadan sonra 15,0-20,8 L ye çıkar.

Etlik piliç (broiler) üretiminde kullanılan kanatlıların ortalama su tüketimleri, dış ortam sıcaklığına bağlı olmak üzere tüketilen yemin 1,6-2,0 katı olmaktadır. Yem ve su oranı çevresel sıcaklık 40C olduğunda 1:1,7 , 200C olduğunda 1:2 , 260C olduğunda 1:2,5  ve 370C olduğunda 1:5 olmaktadır.

Suyun Kalitesi

Su kalitesi yaşamın sürdürülebilmesi ve beklenen verim açısından çok önemlidir. Yılda en az bir kez su analizi yapılması hedeflenmelidir. Uygun pH, iyi su sanitasyonu, yem tüketiminin artışı ve sindirim yolu sağlığında önemli olup ideal pH değeri 5,5-6,8 arasında olmalıdır.

Artezyen suları sezondan ve yağışlardan daha çok etkileneceği için daha sık analiz edilmeli. Bazı su kaynakları yüksek oranda çözünmemiş kalsiyum, sodyum ve magnezyum gibi mineraller içerir. Rasyon yaparken bunlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Mikrobik kirlilik: Su kaynağında koliform bakteri bulunması, kaynağın hayvan veya insan dışkısı ile kontamine olduğuna dair bir göstergedir.

Kimyasal kirlilik: ​Endüstriyel çiftlik, gıda işleme tesisleri, sanayi tesisleri, tarım alanları, atık alanları, enerji santralleri gibi yerlerdeki üretime bağlı olarak ortaya çıkan gıda işleme atıkları, atık kimyasal katkı maddeleri, ağır metaller, kimyasal çözücüler, tarım ilaçları (böcek ve bitki ilaçları)  atıkları, gübrelerdeki azotlu ve fosforlu bileşikler gibi çeşitli kirletici ve toksik maddeler, yasadışı bir şekilde toprağa, su kaynakları ve akarsulara boşaltılabilir. Bu durumda hem hayvancılık işletmeleri hem de yaban yaşamındaki hayvanlar toksik maddeler ile karşı karşıya kalmış olurlar.

Mevcut Durum ve Gelecek

Ülkemiz tatlı su kaynakları açısından “su sıkıntısı çeken” ülkeler arasındadır. Üstelik mevcut su kaynaklarını koruyup; gelecek yıllara taşıyamazsa 2030 yılına kalmadan “su fakiri ülke” durumuna düşecektir. Bu gerçek ortada iken kısıtlı su kaynakları üzerinde düzensiz kentleşme, kontrolsüz sanayileşmeye ve maden ocaklarına göz yumulmakta; tarımsal alanlarda tarım ilaçları ve suni gübrelemeler doğal su kaynakları dikkate alınmadan yapılmaktadır.

Endüstriyel hayvancılık pazara yakın olma düşüncesiyle büyük şehirlere yakın bölgelere yoğunlaşmış durumda. Ülkenin sanayileşerek büyümesi hedeflenmiş olduğu için sanayileşmenin sürdürülebilir olup olmaması yönetime hâkim politikacıların umursamadığı bir konu. Vahşi ve dur durak bilmez, kontrolsüz bir kapitalist büyüme mantığı ile yer üstü ve yer altı bütün doğal kaynaklar ha bire tahrip veya talan edilmekte ya da kirletilerek bırakılmakta. Trakya Ergene nehri havzası, Kütahya ve Eskişehir bölgesindeki Porsuk nehri havzası, Ege bölgesindeki Menderes nehri havzası ve Aydın ve çevresindeki jeotermal işletmelerin neden oldukları çevre kirliliği neredeyse her gün yerel basına yansıyor. Bu bölgelerde sadece doğal yaşam alanları toksik materyallere maruz kalmıyor, yer üstü ve yer altı sularının ağır metallerle kontaminasyonu hem hayvancılık işletmelerinin kaynaklarını hem de içme suyu alanlarını kirletmekte.

Ülke çapında yayın yapan medya kuruluşları bu konuda 3 maymunu oynayadursun, kirlenme giderek bir insan hakları sorununa dönüşüyor. Yeraltı suları ve çevresel kirlenme konusunda bilim insanları cesur bir şekilde çalışmaya devam ediyorlar.  Bunlardan sadece bir örnek durumun vahametini göstermeye yetecektir: 2011 yılında Bakış, R. ve arkadaşları tarafından yayınlanan “PORSUK HAVZASI YÜZEYSEL VE YERALTI SUYU KİRLİLİK DÜZEYİNİN ARAŞTIRILMASI” isimli çalışmada sadece Porsuk havzasında hem yüzey hem yer altı suyunun IV. Kalitede olduğunu göstermişlerdir (Resim:Tablo.2). Bu tabloda yeraltı sularında bulunan Kadmiyum, Kurşun, Bakır, Krom, Nikel, Çinko, Mangan ve Bor gibi toksik mineral düzeyleri “çok tehlikeli ve zararlı” düzeyindedir . 

Plansız yapılan yoğun tarım nedeniyle ve aşırı kimyasal gübre kullanımları daha başka birçok olumsuz sonucun yanı sıra yağmurlarla yıkanan topraktaki Nitrat yer altı sularına karışarak bu sulardaki nitrat konsantrasyonunun bir kaç kat artmasına neden olmakta.

Nitrat yüksekliği bizim tükettiğimiz su kalitesi açısından kritik önemdedir ve akut nitrat toksisitesi, nitratın (NO3) daha toksik olan nitrit (N02)’e dönüşümü ile ilişkilidir. Bu durum kandaki hemoglobinin nitrit ile reaksiyona girmesi ve methemoglobin oluşturması ile sonuçlanır. Methemoglobin oksijeni geri dönüşümlü olarak bağlayamayacağı için bu durum siyanoz oluşmasına ve takiben ölüme neden olur. Özellikle yüksek nitrat içeren içme suları gebe kadınlarda ve yeni doğmuş bebeklerde ölüme kadar yol açabilen oksijen yetersizliğine neden olan Mavi Bebek Sendromu (Blue Baby Syndrome) hastalığını ortaya çıkarabilir.

Son yapılan çalışmalar fazla nitrat alımı ile barsak kanseri arasında bir ilişki olduğunu da göstermiştir.

Nitrat sorunu ruminantlar açısından yaygın görülmemekle birlikte daha ziyade hayvanların otladığı bölgelerdeki otların yüksek nitrat içermesi nedeniyle bir sorun oluşturabilir. Sığırlar için güvenli nitrat düzeyi en fazla 1000 ppm’dir (1000 mg/L). 1000 ila 1500 ppm arasında ki nitrat gebe olmayan hayvanlar için sorun yaratmaz. Gebe hayvanlarda bu miktardaki yem materyali toplam rasyonun %50 sini geçmemelidir.  1500 ile 2000 ppm arasındaki nitrat düzeyindeki yem materyali toplam rasyonun kuru madde olarak %50 si düzeyinde kullanılabilir. 4000 ppm nitrat içeren bir yem materyali sığırlara verilmemelidir.

 Kanatlılar nitrata karşı biraz daha hassastır. 1980 li yıllarda 380 mg/L ‘lik nitrat düzeyi maksimum değer olarak kabul ediliyorken yakın zamanlarda broilerler için yapılan çalışmalarda 5 mg/L ‘yi geçen nitrat düzeylerinde ve özellikle asidik karakterli (pH 5.75) içme suyu varlığında büyümenin negatif olarak etkilendiği bildirilmektedir.

Hayvan sağlığı ve dolayısı ile insan sağlığı açısından en temel ve doğal bir hak olan temiz su hakkına erişim, gelişme/kalkınma maskesi altında öyle ya da böyle bir şekilde gasp edilmekte saldırıya uğramakta. Bu bölgelerdeki hayvancılık işletmelerindeki çalışanlar ve hayvanlar ve bölgedeki yerleşim yerlerindeki yaşayanlar ve giderek burada üretilip tüketim zincirine sokulan özellikle bitkisel gıdalar nedeniyle tüketiciler az veya çok ama süreklilik arz eden bir tehlike ile karşı karşıya.

Çalışmaları ile bizleri aydınlatan bilim insanlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Umarım akıl galip gelir ve sürdürülebilir bir kalkınma yoluna girilir. Aksi halde daha ağır faturalarla karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacak.


KAYNAKLAR

-Bakış, R. ve arkadaşları, PORSUK HAVZASI YÜZEYSEL VE YERALTI SUYU KİRLİLİK DÜZEYİNİN ARAŞTIRILMASI, ANADOLU ÜNİVERSİTESİ BİLİM VE TEKNOLOJİ DERGİSİ –A, Uygulamalı Bilimler ve Mühendislik, Cilt/Vol.:12-Sayı/No: 2 : 75-89 (2011)

-ERGÜN,A.,Tavuk Besleme, Selçuk Üniversitesi Vet.Fak.Dergisi,Özel sayı (107-119),1984

-JUDITH GRIZZLE, J. et all., WATER QUALITY, I: THE EFFECT OF WATER NITRATE AND pH ON BROILER GROWTH PERFORMANCE, J.Appl.Poultry Res., 5:330-336, 1996

-ÜNAL,A.A.,SARGIN, A.H., Yer altı Suyu Kirliliğ (çeviri), DSI Teknoloji D.Bşk. Basım ve Foto-Film Şb.Md.,Ankara,2001

-Thomas,H.S., Testing nitrate levels in forages before feeding cattle can prove beneficial.,Hereford World, February 2017, https://hereford.org/wp-content/uploads/2017/02/issue-archive/0217_Nitrates.pdf

-Nehir tamamen pembe rengine döndü, https://www.gaste24.com/yurt-haberleri/nehir-tamamen-pembe-rengine-dondu-h53762.html

-Aydın., M., Aydında Yer altı Su Kirliliği ve Jeotermaller https://www.sesgazetesi.com.tr/yazarlar/dr-metin-aydin/aydinda-yeralti-su-kirliligi-ve-jeotermaller/526

-Günden güne kirlenen ve yitirilen doğal su kaynakları korunmalı; mümkünse geri kazanılmalıdır!, Türk Tabipler Birliği Basın açıklaması, http://ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=0d68ee8a-2c3c-11e8-aa09-a63414c7ab04

-Geleceğin Suyu, TEMA, https://sutema.org/gelecegin-suyu/su-kalitesi-ve-su-kirliligi.21.aspx

-Güvenilir Ve Yeterli Suya Erişim Temel İnsan Hakkıdır! https://hasuder.org.tr/guvenilir-ve-yeterli-suya-erisim-temel-insan-hakkidir/

-Canterbury health officer urges research after study finds link between nitrates and bowel cancer , https://www.stuff.co.nz/national/health/113448679/canterbury-health-officer-urges-research-after-study-finds-link-between-nitrates-and-bowel-cancer

-RUMINANT PHYSIOLOGY, https://dairy.ahdb.org.uk/technical-information/feeding/planning-your-nutrition/ruminant-physiology/#.XRYSaegzbDd

Yorum Yaz