HaberlerHalk SağlığıMesleki Sorunlarımız ve Çözüm Perspektifleri

Neden Unutturuldu Neden Hatırlanıyor! Tarihsel Arka Planı ile Tek Tıp/Tek Sağlık!

Erdoğan BER, Veteriner Hekim

“Tek Tıp ya da Tek Sağlık” Kavramı ve Tarihsel Kökleri:  

Tek Tıp,  veteriner  sağlığı ile insan sağlığının bir bütün olarak ele alınması anlayışıdır.  FAO/WHO Ortak Zoonotik Hastalıklar Uzmanlar Komitesi’nin verilerine göre; 1967 yılında dünyada 150’den fazla zoonoz hastalık bulunmaktaydı. 2000’lerde bu sayı 200’ü aşmıştır.  İnsanlarda görülen mikro organizma  kaynaklı hastalıklarının % 62’si  zoonotiktir. Bunların  % 75’i  yeni veya yeniden önem kazanan zoonoz  hastalıklardır. Gıda kaynaklı hastalıkların % 90’ından fazlası hayvansal kökenli gıdalardan kaynaklanmaktadır. Hal böyle olunca, sağlıklı insan ya da sağlıklı toplum hedefine ulaşmanın tek ve sağlam yolu hayvandan başlayarak etkenle mücadele etmektir.

Sağlıklı hayvan ve sağlıklı gıda, sağlıklı insan için olmazsa olmazdır. Tek sağlık daha geniş bir içeriğe sahip: Sağlıklı bir çevre: Sağlıklı bitki, sağlıklı su, sağlıklı toprak ve sağlıklı hava. Sağlıklı bir tarım ve sağlıklı bir ekosistem. Biyo-çeşitliliğin korunduğu bir dünya.

Tek sağlık aynı zamanda tek dünya anlayışıyla sağlığın dünya çapında bir bütün olarak ele alınmasıdır. Tek sağlık anlayışı ve tartışmaları  toplumların sosyo ekonomik durumundan çalışma koşullarından, hükümetlerin izledikleri politikalardan bağımsız ele alınamaz. Örneğin, savaşların yaşandığı bir ülke ya da bölgede tek sağlık anlayışının egemen olması ve uygulanması mümkün olmayacaktır.

Tıbbın  bakış açısı, özellikle Hipokrat’tan bu yana, hiçbir zümre, sınıf;  millet ve ırk;  inançlı,  inançsız ve cinsiyet farkına bakmaksızın hekimin, yeminine bağlı kalarak edindiği kolektif bilgiler ve tecrübeler ışında bütün hastalarına eşit davranarak onları iyileştirmeye, onların fiziki ve ruhi yönden tam sağlıklı olmaları  için çalışmayı gerektirir. Bu anlayışa ve ruha sahip çıkan bizler için tek sağlık ve tek dünyanın anlamı buradan şekillenmektedir. Ancak, sermaye için tek dünya tek sağlık anlayışının bu olduğunu söyleyemeyiz. Bunu açıklamazsak onların küçük bir sermaye oligarşisinin kendi çıkarlarını bütün halkın çıkarları olarak kutsal kavramlar ile kamufle etme riyakarlığına ortak olmuş oluruz.

Bu sorunun yeniden gündeme gelmesi 2004 yılında İsviçre’de toplanan DSÖ, Gıda ve Tarım Örgütü ile Dünya Hayvan Sağlık Örgütü’nün “Kurumlararası İşbirliği Toplantısı” ile olmuştur. Bu kurumlar DTÖ için referans kurumlardır. Yani herhangi bir ülke bu kurumlara üye olmazsa ya da her hangi bir ülke bu kurumların kararları yönünde davranmazlarsa o ülkelerin uluslararası ticaret yapma  imkanları kısıtlanıyor. Örneğin, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü 1924 yılında kurulmuş, uzun süre üye sayısı sınırlı kalmış, DTÖ referans örgüt olarak kabul edince üye sayısı 7-8 kat artarak 180 ülkeye çıkmıştır.

Dolayısıyla bu kurumların “tek dünya tek sağlık” anlayışı ile uluslararası ticaret şirketlerinin çıkarları arasında ortak bir ilişki bulunmaktadır. Kuş Gribi, Ebola, SARS, Deli Dana, KKKA, Lyme, patojen E. Coli gibi zoonotik ve epidemik hastalıklar uluslararası sistemi korkutmaktadır.  İngiltere’nin deli dana hastalığının kontrolü için harcamak zorunda kaldığı para 6 milyar dolar. Şap hastalığının kontrol altına alınması için harcadığı para daha da yüksek: 10 milyar dolar.

İlk olarak Çin’de 2003’te görülen Corona virüs kaynaklı SARS hastalığının Asya ülkelerine maliyeti 10 milyar dolardan fazla olmuştur.  Son otuz kırk yılda ticaret ve üretim olağanüstü küreselleşti, bunun sonucu olarak da meta ve insan dolaşımı baş döndürücü biçimde arttı. SARS Çin’de çıktı çok kısa zamanda Batı Avrupa’ya oradan da Amerika’ya ulaştı. Şöyle bir hesap yapılıyor: Şayet SARS pandemisi yaşanırsa bunun sadece mali yönden bedeli birkaç on trilyon dolar olacak. Türkiye’yi düşünelim; BSE  ve Şarbon tartışmaları sırasında kırmızı et tüketiminden büyük bir kaçış oldu. Özellikle lokantacılık sektörü ciddi biçimde etkilendi. Dolayısıyla işin mali sonuçları bazı küresel şirketleri ve onların temsilcisi olarak DTÖ’nü sorun üzerinde düşünmeye, kontrol ve denetim tedbirleri geliştirmeye zorluyor. 1975’ten bu yana her yıl ortalama üç yeni patojen m.organizmaya bağlı hastalık ortaya çıkıyor ve bunlar yüzde 75’i zoonotik karakterde.

Neoliberal dünya düzeniyle beraber ülkeler ve gelir grupları arasında artan ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, sosyal politikalar alanında yaşana gerilemeler, sağlık ve sosyal hizmetler alanından devletin geri çekilip bu alanların piyasalaştırılması, koruyucu tıp anlayışından uzaklaşılıp hastane ve tedavi odaklı bir politikanın izlenmesi, 17 ve 18. Yüzyılı çalışma hayatı anlayışının yeniden hortlatılması, hızla artan küresel mal ticareti ve hızlı insan dolaşımı yeni ve eski tipte çok sayıda hastalığın ortaya çıkıp yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

Dünya’da sağlık sorunları üzerinden mevcut sistem ciddi biçimde sorgulanmaktadır. Orta çağın sonlanıp yeni bir düzenin doğuşunda aydınlanma hareketlerinden tutalım sanayi devrimine oradan Fransız devrimine kadar çok pek çok temel etmen rol oynamıştır. Bu temel etmenlere Kara hastalığı yani Vebayı da muhakkak eklemeliyiz. Veba, Asya’dan dünyaya Moğol akınları ve ticaret yolları üzerinden yayıldı. Veba, Moğolların sonunu getirmiştir. 13.-15. Yüzyılda Çin nüfusunun yarısı; 1346-1350 yılları arasında yani topu topuna dört yıl içinde Avrupa nüfusunun yaklaşık yarısının yok olmasına neden olmuştur. İnsan var olma yok olma sorunu yaşarken Ortaçağın karanlığı bilimsel ve devrimci tıbbın hastalıklara çare bulma çabalarını “büyü ile mücadele” adı altında engelliyordu.

Birinci Dünya savaşının sonlanmasında ve bir çok ülkede halk ayaklanmalarının yaşanmasında, 1918-1919 yılında on milyonlarca  insanın canına mal olan ve adına İspanyol İnflüenzası denilen hastalığın etkisini yok sayamayız. Aynı yıllarda Rusya’da ciddi bir tifüs salgını yaşanmaktaydı. Rusya’da sosyalizmin kurucusu Lenin (mealen) şöyle demiştir: “Ya sosyalizm biti bitirecek ya da bit sosyalizmi!”. Sosyalizm, koruyucu ve bütünlüklü tıp anlayışı ve ülkenin her tarafına yaygınlaştırılan sağlık hizmetleri ile tifüs ve diğer bir çok hastalığı yenmeyi başarmıştır.

Dünya’da egemen olan sağlık anlayışı sadece insanların başına büyük belalar açmakla kalmayacak kapitalizmin de başına büyük belalar açacaktır. Ve dünya sistemine nizam verenler bunu iyi okuyorlar ve bu sorunu aynı zamanda kendileri için önemli potansiyel bir “güvenlik” sorunu olarak görüyorlar. Ancak, mevcut duruma neden olanlar “tek dünya tek sağlık” paradigmasını hayata geçiremezler; onların bununla asıl kastettikleri sağlığın bütünüyle kendi denetim ve kontrolleri altında alınmasıdır.

Tek Tıp/Tek Sağlık ve Tarihsellik:

Çevre Hastalık İlişkisi: Sanitasyon (kanalizasyon, şehir ve evlere sula sağlanması, sel sularının tahliyesi için drenaj sistemleri, hayvanların yerleşim alanların dışında barındırılması vs.) işlemleri kişisel hijyene dikkat ederek hastalıklardan korunma yöntemleri bir hayli eskidir. Örneğin, Hindistan’da ortaya çıkan Kolera, 1825-1854 yılları arasında bir pandemiye dönüşerek Avrupa ve Amerika’ya yayıldı. Bu yıllarda on binlerce insan koleradan hayatını kaybetti. Koleraya neyin kaynaklık ettiğinin bilinmediği bir zaman. Snow adında bir Epidemiyolog Londra’da gözlemler yaptı. Hastalığın içme suyu ile ilişkisini keşfetti. İçme suyunun sağlandığı nehir kanalizasyon suları ile kontamine olmuştu. Bu bulaşma engellendi, içme sularına filtrasyon zorunlu hale geldi. Bu yolla kolera ciddi bir sorun olmaktan çıkarıldı. Yani, koleraya neden olan Vibrio Cholera etkeni Robert Koch tarafından Mısır’da izole edildiğinden yaklaşım 30 yıl önce sanitasyon işlemi ile sorun çözülmüştü.  Bu alanda örnekleri çoğaltmak mümkün. Tifo da bu yöntemle çözüldü. Sıtmanın bataklıkla ilişkisinin fark edilmesi çok eski bir olaydır.

Beslenme Hastalık İlişkisi: Beslenme ile bazı kitlesel ölümler arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması da eski bir olaydır. Örneğin, skorbüt hastalığı, denizcilerin bir hastalığıydı ve 4-6 haftayı geçen deniz yolculuklarında can almaya başlıyordu. 18. Yüzyılın ortalarında James Lind skorbüt ile sebze-meyve ve yeşil bitkiler tüketmemiş olmakla arasındaki bağı yakaladı ve sorun kısa zamanda çözüldü. Beriberi hastalığında (1882)  da sorunun beslenme tarzı ile bağı çözülmüş, yemeklere et ve sebzeler dahil edilerek sorun çözülmüştü. Vitamin D yetersizliği ile çocuklarda raşitizm ilişkisi de daha 20. Yüzyılın başında,  Kasamir Funk tarafından  keşfedilmişti.

Çalışma   ve Yaşam Koşulları İlişkisi: Kişinin yaptığı iş ile bazı hastalıklar arasındaki ilişkinin ortaya konması da  bir hayli  eskidir. 18. yüzyılın başında Bernardino Ramazinni bu nitelikte 52 meslek hastalığını sınıflandırmıştı bile. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları ile kişinin çalışırken “doğal olmayan duruş,  tekrarlayıcı ve  şiddetli hareketler” arasında ilişki kurmuştu. “İşçi sağlığı” kavramının da öncüsüdür. 18. yy’lın son çeyreğinde, Scrottum kanseri ile baca temizleyiciliği arasındaki ilişki kurulmuştu. Daha 17. Yy’lın ortalarında İngiltere’de ölüm kayıtları üzerine gözlemler yapan John Graunt “ölümler ile yaşama koşulları arasındaki ilişkiyi” istatistiklere dayanarak ortaya koymuştu.

Hastalık Etkenlerinin Tespiti ve Etkenle Doğrudan Mücadele: 1875 ila 1900 arası 25 yıl mikrobiyoloji alanında gerçek anlamda bir devrimdir. Bu devrimin teknik aleti ise mikroskobun geliştirilmesidir. Foadalizm ve orta çağ karanlığının yenilmesi Rönensans ve  sanayi devrimi pozitif bilimlerin ve tıbbın  gelişmesinin yolunu açmış, tıp alanındaki her yeni buluş bütün toplumda büyük bir heyecan ve sevinç yaratmıştır. Bu süreç aynı zamanda immünolojinin gelişme sürecini hızlandırmış, peş peşe aşılar keşf edilmiştir.

Tek Tıp/Tek Sağlık ve Mültidisiplinerlik: Bir kimya profesörü olan Pastör’ün kuduz aşısını bulması bir dönüm noktası olmuştur. Pastör’ün bir kimyager olarak doğrudan insan sağlığı ile uğraşması dönemin doktorlarının büyük tepisini çekmiştir.  Doktorlar, 1885’te kuduz olan bir çocuktan umutlarını kesince çocuğu Pastöre teslim etmeyi kabul etmek zorunda kaldılar ve Pastör aşı ile çocuğu iyileştirmeyi başardı. Mikrobiyoloji biliminin en önemli kişilerinden olan Ferdinand Julius Cohn bir botanikçiydi. Mikroskobu bir optikçi bulmuştu. Mikrobiyolojiye çok büyük emekleri geçen Şarbon, Tüberküloz ve Colera etkenlerini bulan Alman Robert Koch bir sağlık çalışanıydı. Tüberküloz aşısını geliştiren bir mikrobiyolog ile Guerin soyadlı bir veteriner hekimdi. Türkiye’den mikrobiyoloji bilimini ve aşı geliştirme yöntemini öğrenmeleri için Fransa’ya-Pastör Araştırma merkezine gönderilen üç kişiden sadece bir kişi doktordur; diğer iki kişi bir  zoolog ile Hüseyin Hüsnü adında bir veteriner hekimdi. Türkiye’de mikrobiyoloji ve immünoloji bilim dalları çok uzun süre asıl olarak veteriner hekimlerin sırtından yürümüştür. Bu süre içerisinde hayvan ve insan sağlığı alanında çok önemli işler yapılmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Geçmişte  “Tek Tıbbın” çok ciddi örneklerini, tarihsel alt yapısını görüyoruz.

Antibiyotiklerin Keşfi ve Bakteriyel Hastalıkların Tedavisi: Ardı sıra hastalık etkenlerinin izole edilmesini mikropların yaşam döngüsünün ortaya konulması faaliyetleri bunu ise antibiyotiklerin geliştirilmesi çalışmaları izlemiştir. 1908 ile 1950 yılları arasında bu alanda çok önemli buluşlar yapılmıştır. Böylelikle, sanitasyon, kişisel hijyen, karantina uygulamaları, dengeli ve yeterli beslenme, aşılamalar, hükümetler ve yerel yönetimler düzeyinde sağlık alanında merkezi politikaların geliştirilmesi ve uygulanması, hastane reformları, hemşirelik ve ebelik hizmetlerinin yaygınlaşması, sosyal ve politik reform hareketlerinin sağlık alanında ortaya çıkardığı önemli gelişmeler, sağlık sigortası sistemlerinin gelişmesi ve bunlara eklenen antibiyotiklerle tedavi imkanı. Bunun için eczacılık faaliyetlerinin ilaca erişim kanallarının yaygınlaştırılması süreci. Ve kısıtlı zaman nedeniyle değinemediğimiz başkaca gelişmeler ve “sağlıklı bir yaşam” için bunlara katkıda bulunan çok farklı meslek grupları.

Tek Tıp/Tek Sağlık ve Rudolph Ludwing Virchow: Tek Tıp Tek Sağlık anlayışının bütün temel unsurları 20. Yüzyılın başında oluşmuştu. Bu maddi unsurların oluşması bu yönde fikirlerin, teorilerin gelişmesini de sağlamıştır. Bu fikrin sembolleştiği isim histopatolojinin kurucusu Rudolph Ludwing Virchow olmuştur. Virchow,  sanitasyon ve sosyal hijyene vurgu yapmış, sağlık bir yaşam hedefine ulaşmak ile toplumsal düzen arasındaki ilişkiyi güçlü bir şekilde irdelemiştir. Sadece bilimsel çalışmalar ile kendini sınırlamamış; kâr amaçlı bir sistemin toplumun sağlık sorunlarını çözemediği gibi sürekli ve kitlesel düzeyde sağlık sorunları ürettiğini de vurgulamıştır. 1848-1849 yıllarında Avrupa gelişen işçi ve halk hareketlerine aktif biçimde katılmıştır. Almanya’da “Hijyen reformuna” liderlik yapmış, “sağlıklı kent” kavramının oluşmasına önemli katkıları olmuştur. “Tek Tıp” kavramı 20. Yüzyılın başında bu ekolden çıkmıştır.  Virchow, çok açık biçimde veteriner tıp ile beşeri tıp arasında bir sınır bulunmadığını belirtmiştir.

Çığ Gibi Büyüyen Sistemik Sorunlar

Son 35-40 yılda çok şey değişti. Siyasi ve toplumsal dengeler alt üst oldu. 300-500 dev uluslararası şirketin ekonomik çıkarları için dünya  yeniden re-organize edildi. Dünya nüfusunun asıl çoğunluğu ile iktisadi ve siyasi gücü elinde tutan sermaye oligarşisi arasındaki uçurum sürekli büyüyor. 300-500 aile sürekli büyüyor, dünya halkları yoksullaşıyor. Çin-Hindistan, Vietnam  gibi ülkelerde 17. Ve 18. Yüzyılların çalışma koşulları egemen. ABD ve Avrupa’da, Asya’dan Afrika  ve Latin Amerika’dan getirilen  göçmen işçiler üzerinden kölece çalışma koşulları yeniden üretildi.

Sosyal devlet anlayışı terk edildi. Eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, gıda ve tarım alanı şirketlerin çıkarları için yeniden düzenlendi, piyasalaştırıldı. Sağlıktan para kazanan şirketler, dünyanın ve ülkelerin sağlık politikalarını, gıda ve tarım şirketleri ise gıda ve tarım politikaları belirler oldular. Gıda, gıda olmaktan; tarım, tarım olmaktan; sağlık, sağlık olmaktan çıktı. Bulaşıcı olmayan hastalıklar patladı. Yeni beslenme, çevre ve yaşam tazına; izlenen sağlık politikalarına bağlı  olarak obezite çığ gibi büyüdü. Kardiovasküler hastalıklar, kanser, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar ile  Parkinson, Alzheimer  gibi hastalıklar arttıkça arttı.

Şu şatafatlı, yaldızlı dünyada her yıl ortalama 60 milyona yakın insan hayatını kaybediyor ve bunların en az 10 milyonu 50 yaş altı ölümler. Vebadan, dünya savaşlarından daha çok insan ölüyor. Sistem ışık hızında bir katile dönüşmüş, sürekli can alıyor; doğa, yaban hayatı ve  insan ayrımı yapmaksızın sürekli yok ediyor!

6 Mayıs 2019 günü Paris’te 800 sayfalık bir rapor yayımlandı. Rapor, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES) tarafından hazırlandı. Rapor, canlı türler üzerine şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışma; 8 milyon tür üzerinde çalışılmış. Sonuç: Dünya’da 1 milyon hayvan  ve bitki türü yok olmak üzere. Avrupa’da böcek sayısı son otuz yılda yüzde 80 azaldı.  Düşünelim, son otuz yılda Avrupa’da sözüm ona medeniyetin merkezinde böceklerin yüzde 80’i yok edilmiş. Almanya’da Yeşillerin yükselişi ile bu yaşayanlar birebir ilişkili. Toplum tehlike canlarının çaldığını görüyor. Mikroorganizmaların/böceklerin olmadığı bir dünya düşünülebilir mi? Bütün organik atıkları toprağa, inorganik bileşenlere ayrıştıran; sürekli toprağı havalandıran, polenleşmeyi vs. sağlayan böcekleri, m.organizmaları yok ediyorlar.   Suni gübreyle, tarım ilaçlarıyla, GDO’lu tohumla, sanayi atıkları ve çevre kirliliği ile dünyayı getirdikleri yer burası.

Koruyucu hekimliğin canına okuyup, kâra dayalı  teşhiş ve tedavi odaklı sağlık politikasından dolayı zincirleme kitlesel ölümler yaşanıyor. AIDS hastalığından dolayı yılda 3-4 milyon kişi hayatını kaybediyor.  Hepatit B ve C virüsü kaynaklı siroz ve kanserden her yıl ortalama 1 milyon insan  ölüyor. 1960 ve 1970’lerde kontrol altına alınan bir çok bulaşıcı hastalık yeniden patlak veriyor: Şarbon, Tüberküloz, Kızamık, Kolera, KKKA ve diğerleri. İlaç şirketlerinin çıkarları için hayvan ve insan sağlığında o kadar çok antibiyotik kullanımı arttı ki, antibiyotikte direnç olayı gündemi meşgul eden en önemli konulardan biri haline geldi. 20. Yüzyılın başında her yıl ortalama bir hastalık keşfediliyordu, şimdilerde 5. Trafik kazalarında, iş yaşamında, sokak şiddetinde göz göre göre milyonlarca insan ölüyor. Derin bir depresyon hali her yerde.  İntihar vakalarında çok önemli bir artış yaşanıyor. İnsanlar canına kıymayı böylesi bir sistem içinde yaşamaya tercih ediyor.

Bir Eşikteyiz:

Dünya bir eşiğe geldi. Bu şekliyle ilerlemek mümkün değil. Sorunu yaratanlar sorunu çözemezler. Sorunun kaynağı olanların insanlıkla bir bağı kalmamış. Herkesin bunu anlaması lazım. Özellikle de orta sınıfın. Burjuvazi sermayenin kölesidir; dün de böyleydi bugün de böyle. Sermaye ne kadar büyürse sadece halkı değil burjuvaziyi de egemenliği altına alır; kendisini zayıflatacak hiçbir adımın atılmasına izin vermez.

Tek Tıp ve Tek Sağlık anlayışı için; halkların ve dünyanın mutlu ve aydınlık geleceği için tek umut: Sermayenin ve burjuvazinin mutlak egemenliğini kıracak, emeği ve bilimi, toplumu ve insanlığı öne çıkarak anlayışların, mesleki  ve toplumsal hareketlerin gelişmesidir.

Dostluk ve dayanışmayla kalın…

Yorum Yaz