HaberlerHalk Sağlığı

Doğa tahrip edildiğinde vahşi yaşamdan kaynaklanan ölümcül hastalıklar gelişiyor

Çalışma bulguları Vahşi yaşamdan kaynaklanan ölümcül hastalıkların, doğa yok edildiğinde ortaya çıktığını gösterdi.

Çalışma sonuçlarından elde edilen analizler, Covid-19 gibi pandemik patojenleri barındıran sıçan ve yarasaların zarar görmüş ekosistemlerde arttığını gösteriyor

The Guardian

Damian Carrington Environment editor

Çeviri: Ali Taş, Veteriner Hekim, Dr.

İnsanların doğal ekosistemleri imha etmesiyle ilgili olarak yapılan kapsamlı bir analiz, Covid-19 gibi pandemiye yol açabilecek hastalıkları barındıran sıçan, yarasa ve diğer hayvanların sayılarının arttığını gösterdi.

Araştırma, altı kıtada yaklaşık 7.000 hayvan topluluğunu değerlendirdi ve vahşi yerlerin tarım arazilerine veya yerleşim yerlerine dönüştürülmesiyle genellikle daha iri türlerin ortadan kaldırılıdığını yok edildiklerini buldu. Ortaya çıkan bu hasarın da, insanlara geçebilecek en fazla patojeni taşıyan cüsse itibarıyla daha küçük, daha uyumlu canlılara fayda sağladığını buldu.

Değerlendirme, zoonotik hastalıklar olarak bilinen hastalıkları taşıyan hayvan popülasyonlarının doğal yapısı tahrip edilmiş yerlerde 2,5 kat daha fazla olduğunu ve bu patojenleri taşıyan türlerin oranının zarar görmemiş ekosistemlere kıyasla% 70’e kadar arttığını buldu.

İnsan popülasyonları, HIV, Zika, Sars ve Nipah virüsü gibi vahşi hayvanlardan kaynaklanan hastalıklardan giderek daha fazla etkileniyor. Koronavirüs pandemisi başladığından beri, Birleşmiş Milletler(UN) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’den dünyanın bu salgınların nedenini – doğanın tahribatı – değil, sadece sağlık ve ekonomik semptomları – ele alması gerektiği konusunda bir dizi uyarı yapıldı.

Haziran ayında, uzmanlar Covid-19 salgınının “insan topluluğu için bir SOS sinyali” olduğunu söylerken, Nisan ayında dünyanın önde gelen biyoçeşitlilik uzmanları doğa korunmadıkça daha ölümcül hastalık salgınlarının muhtemel olduğunu söyledi.

Yeni bir analiz, dünya nüfusu ve tüketimi büyüdükçe vahşi yaşam alanlarının yıkımının, hayvan popülasyonlarının değişiminine neden olduğunu, bunun da hastalık salgınları riskini artıran değişikliklere yol açtığını gösteren ilk analizdir. Araştırmalar, doğanın tahrip edildiği alanlarda hastalık gözetimi ve sağlık hizmetlerinin artırılması gerektiğini gösteriyor.

Kendisi de araştırma ekibinde olan ZSL Londra Zooloji Enstitüsü’nden David Redding, “İnsanlar içine girip, örneğin bir ormanı tarım arazisine dönüştürdükçe, dikkatsizlik sonucu yaptıkları şey, hastalık taşıyan bir hayvanla temas kurma olasılıklarını artırıyor” dedi. Eser Nature dergisinde yayınlandı.

Redding, doğal ekosistemleri dönüştürmeye karar verirken hastalık maliyetlerinin dikkate alınmadığını söyledi: “O zaman hastanelere ve tedavilere çok daha fazla para harcamanız gerekiyor.” Yakın tarihli bir rapor, Covid-19 krizinin maliyetlerinin yalnızca% 2’sinin, on yıl boyunca gelecekteki pandemileri önlemeye yardımcı olması için gerekli olabileceğini tahmin ediyor.

ABD’deki Cary Ekosistem Çalışmaları Enstitüsü’nden Richard Ostfeld ve ABD’deki Bard College’dan Felicia Keesing Nature dergisindeki bir yorumda “Covid-19 salgını dünyayı zoonotik hastalıkların insanlar için oluşturduğu tehdide uyandırdı” dedi.

“Bu tanımayla birlikte, vahşi doğanın zoonotik hastalığın en büyük kaynağı olduğuna dair yaygın bir yanlış algı ortaya çıktı” dediler. “[Bu araştırma] önemli bir düzeltme sunuyor: en büyük zoonotik tehditler doğal alanların ekin alanlarına, otlaklara ve kentsel alanlara dönüştürüldüğü durumlarda ortaya çıkıyor. Araştırmacıların tespit ettiği kalıplar dikkat çekiciydi. ”

Bunun nedeni, bünyelerinde birçok patojeni taşımakta olan kemirgenler ve yarasalar gibi türlerin insanlar tarafından tahribata uğramış ekosistemlerde  eşzamanlı olarak artmaları yanısıra, muhtemelen küçük, hareketli olmaları, yeni durumlara hızla  uyabiliyor olmaları ve çok sayıda yavru üretmeleri olabilir.

“En önemli örnek kahverengi sıçandır, ”dedi Redding. Bu hızlı yaşayan türler, her biri için yüksek bir hayatta kalma oranından ziyade çok sayıda yavrulamış olmayı tercih eden evrimsel bir stratejiye sahiptir, bu da bağışıklık sistemlerine nispeten daha az yatırım yaptıkları anlamına gelir. Ostfeld ve Keesing, “Başka bir deyişle, sıçan benzeri yaşam öykülerine sahip canlılar, diğer canlılara göre enfeksiyonlara karşı daha toleranslı görünüyor” dedi.

Redding, “Aksine, bir filin her iki yılda bir yavrusu olur” dedi. “Yavruların hayatta kaldığından emin olmak zorundadır, bu yüzden çok güçlü ve uyarlanabilir bir bağışıklık sistemi ile doğar.”

Analiz; küçük, tüneyen kanatlıların aynı zamanda insan faaliyetlerinin etkisinden muzdarip habitatlarda iyi performans gösteren hastalık konakçıları olduğunu buldu. Bu kuşlar, Batı Nil virüsü ve chikungunya virüsünün bir türü gibi hastalıkların rezervuarları olabilir.

Dünya’nın yaşanabilir topraklarının yarısından fazlasındaki insanlar şimdiden etkilendi. Aynı zamanda araştırma ekibinin bir parçası ve Londra University College’de çalışmakta olan Profesör Kate Jones: “Tarım ve kentsel alanların önümüzdeki yıllarda genişlemeye devam edeceği tahmin edildiğinden,  çok fazla arazi tahribatı yaşanan ve  zararlı patojenlere ev sahipliği yapabilecek hayvanlara sahip olma olasılıkları gittikçe artan bu alanlarda hastalık gözetimini ve sağlık hizmetlerini güçlendirmeliyiz” diyor.


KAYNAK:

https://www.theguardian.com/environment/2020/aug/05/deadly-diseases-from-wildlife-thrive-when-nature-is-destroyed-study-finds

Yorum Yaz